| AV. MUHARREM NACİ ORHAN DEDE’YLE SÖYLEŞİ |
|
|
|
| Salı, 29 Kasım 2011 08:32 |
|
AYHAN AYDIN ( GAZETECİ/YAZAR)
(Cem Radyo’da 29 Nisan 1999 yılında yapılan “Muharrem Söyleşileri” programında gerçekleştirilen bu söyleşi metni Muharrem Naci Orhan tarafından da tekrar incelenmiş, tahsisi yapılmıştır.) (Sadece Ocaklarla İlgili Kısa Bir Bölümü alınmıştır,bizim Tesbitlerimize göre 200'ün üstünde Ocakzade var, Admin )
Alevilik’te çok önemli olan soyağacı, ocak kavramları var. Bunlar hakkında bizi aydınlatmanızı isteyeceğiz. Daha sonra özel olan soruya geçeceğiz, ama on iki büyük ocak olduğu söyleniyor, On iki İmama bağlılık söyleniyor. Alevîlik’te, dedeliğin ayırt edici yönleri nelerdir, yani ocak neyi ifade eder? Bir ocağa mensup olan dedelerin ellerinde nelerin olması gerekir? Bunların da herhalde belli kuralları var, değil mi sevgili Muharrem Naci Orhan?
- Evet, bu ocaklar meselesi çok önemli. Türkiye’de olan ocakzâdeler, İmam Zeynel Abidin, İmam Muhammet Bakır, İmam Cafer-i Sadık, İmam Musa-yı Kâzım, İmam Ali Rıza, İmam Muhammet Taki, İmam Ali El Naki, İmam Ali Askeri gibi, 8 imamın neslinden geliyorlar, yani Ehlibeyt, evlâdı Resuller. Neden? Çünkü Kerbelâ’da Hz. Hüseyin’in şehadetiyle, İmam Zeynel Abidin kurtuldu. Ona tarihler Nuhsani de, Ademisani de derler. Yani ilk insanların ceddi olan Hz. Adem gibi, nebilerin ceddi sayılan tufandan kurtulan Nuh gibi, Hz. İmam Zeynel Abidin de Kerbelâ’da kurtulduğu için, bu unvanları almıştır. İmam Bakır, İmam Zeynel Abidin’in oğludur, Caferi Sadık torunu, İmam Muhammet Bakır’ın oğludur. Yani bir sonra gelen İmam, kendinden önce gelenin oğludur. Türkiye’de, özellikle Doğu Anadolu’da Seyitler kümelenmişlerdir. Bunların sebeplerini anlatmak uzun sürer. Türkiye’de, 40’ın üzerinde, 45 civarında ocak var, yazdığım kitapta bunlar mevcut. E, hem 8 imamın neslinden gelenler var, hem de 45 tane ocak oluyor. Bu nasıl olur? Şöyle oluyor; bir ocaktan, diyelim ki İmam Bakır ocağından gelen Arapkir’in Hastek köyündeki dedelere “Siz İmam Bakırlı mısınız?” diye sorduğunuzda, özellikle gençleri, “Biz Sarı Mecdinliyiz” derler. Halbuki Sarı Mecdin ocağının ceddi, İmam Bakır’dır. Niye Sarı Mecdin ocağı demişler de, İmam Bakırlı dememişler? Bu inanç içerisinde bazı seyitler, gerek kendi kemaletiyle, gerekse Hakk’ın verişiyle bizden farklılaşmış, kâmil insan olmuşlar, Hakk’la Hakk olmuşlar ve kötülüklerden arınmış, tertemiz Ehlibeyt soyu olarak kalmışlar. Bazı nişanlar da göstermişler. Örneğin keramet gibi. O nedenle bu seyitler, kendi isimleriyle anılmaya başlamışlar. İşte Sarı Mecdin dediğimiz, İmam Bakır evlâdı gibi. bizim Arguvan’da Sinemil Ocağına bağlı taliplerden Kürt kökenli olan yoktur. Bildiğim için söylüyorum. Benim anam da, (rahmetlik) Sinemillidir, yani Elbistan’ın Kantarma köyünden, Sultan Sinemil evlâtlarından Büyük İbosor Dedenin torunudur. Sultan Sinemilliler, Hz. Musayı Kâzım evlâtlarındandır. Ama demin dediğim gibi, Musayı Kâzım’ın evlâtlarından, Sinemil ismindeki zat, diğer seyitlere göre daha mübeyyir, daha tekâmül etmiş, daha kâmil bir insan, daha yolu erkânı bilen, belki de keramet sahibi kişi olduğu için, Sultan Sinemil adıyla anılıyor. Avcılar’dan Hakkı Bey bana sormuştu bu konuyla ilgili olarak. onun dediği İbrahim Dede, Yumuşak Dede, Sinemil köyünden geliyordu diyor, ama bu Yumuşak Dede, Sinemil köyünden değil, Ericek Köyü’ndendir. Onlar da Sinemil evlâdıdır, herhalde bir köy karıştırması olsa gerek. Evet doğrudur, sizin pirleriniz Arguvan’ın Erçek köyündeki dedelerdir. Ve Sinemil köyü, Rıza Dede vardır. Güzel saz yaparlar. Oğlu Ali, Mustafa, Mehmet Ali çok gayet güzel saz yaparlar. Orada Şeyho Dede vardı, bu Sinemil köyünden gelirdi. Saz Köyünde, Rıza Dede vardır, o da köken itibariyle Sinemillidir; bir kısım dedeleriniz de oradan gelir. Demek ki pîrleriniz, Arguvan’ın Sinemil köyündeki olan dedelerle, Eriçek köyündeki dedelerdir. Eriçek köyünden dedelerden, bilhassa Yumuşak Dedeyle beraber giden Ali Bayır Dede, vardı. Gerek Kömürlü’ye, gerek buraya, gerekse Şotik ve o havaliye onlar giderlerdi. Bundan 50 sene evvelini söylüyorum. Bu ocaklar, Dede Kargın Ocağı, Tunceli’ye geçtiğimiz zaman Kureyşanlılar, Baba Mansurlular, Derviş Cemallılar, Cemal Abdallılar, Sarı Saltuklular, Şah Ahmet Dedeliler, Ali Abbaslılar, Ağuiçenliler gibi muhtelif isimler altında anılıyorlar. Hiç şüphe yok ki, bunların gelişleri, seyit, İmam neslidir. Zannederim Hakkı Beyin cevabını da vermiş olduk.
- Birden fazla ocak olduğunu, bunların tarihi temelleri olduğunu söylediniz. Bu konu oldukça detaylı ve Alevîlik-Bektaşiliğin de anlaşılmasında son derece önemli bir yer tutar. Yani Alevîlik-Bektaşiliğin omurgasını bu ocaklar, dedeler, ozanlar, belli bir soya mensup insanlar oluşturur. Ve her ne kadar özde bir çok inançsal motif aynı olsa da, bazı ocaklarda farklılıkların olması, Anadolu ve Balkanlar’daki Alevî-Bektaşi yerleşimini, inançlarını, kültürlerini de etkilemiş, önümüzde bazı farklılıklar oluşmuş. “Yol bir, sürek bin bir” lâfı var, buna bir çok kişi de karşı çıkıyor. Artık yolu da süreği de birleyelim, deniyor. Ama tarihte olmuş bazı şeyleri de göz ardı edemiyoruz. Şahkulu’nun, Karacaahmet’in bir kültürü oluşmuşken, Karacaahmet’e bağlı başka dervişlerin geliştirmiş olduğu bir kültür, inanç var. Aynı şekilde, Abdal Musa da Hacı Bektaşi Veli’nin müridi, fakat onun Antalya’da yapmış olduğu, çevresine yaymış olduğu yine başka şeyler var, öz aynı, fakat uygulamada bazı farklılıklar var. Yani belli ululara; Hacı Bektaşi Veli, Abdal Musa, Karacaahmet gibi ululara bağlı olan dervişlere de ocaklar izafe edilmiş. Böylece sayılar artmış mı, yoksa sizin söyleyeceğiniz başka şeyler mi var? Bu ocaklar konusu çok önemli.
- Bunların tarihi detayına girmek istemiyorum. Çünkü bir kısmı, zülfiyâre dokunur. Birlik lâzım. Osmanlı’nın oynadığı çok oyun var Türkiye’de. Örneğin; Türkiye Alevîliğini bölmek, yok etmek amacıyla, Balım Sultan piyon olarak kullanılmıştır. Balım Sultan’ın seyitlikle ilgisi yoktur. Çünkü onun annesi Maria, babası Dimo Mürsel Bali Dimetoka’da yaşlıymış Seyit Ali Sultan, yani Kızıldeli türbesinde postnîşinlik yapıyormuş. Kimsesi yokmuş, Maria ile evlenmiş. Maria’nın yaşı 20-25 civarı. Kendi kaç yaşındaymış? 90. 90 yaşındaki adam 20 yaşındaki kızla evlenir mi? Bir insan neden 20 yaşındaki kızı alır, yahut 90 yaşındaki adam neden bir evlilik ister? 1) İhtiyaçlarının giderilmesi için. Nedir ihtiyaçları? Bir sıcak çorbası önüne konulsun. Kendi güçten düşmüştür. 2) Yakasının kiri yıkansın diye evlenir. Hizmetini görecek kimse yoktur. 3) Banyoda sırtı keselensin diye evlenir. Beşeri zaafı için evlenmesi mümkün değil, çünkü 90 yaşındaki erkek, erkeklikten çoktan kesilmiştir. İyi ama, Mürsel Bali’nin tekkede postnîşin olması nedeniyle,çorba pişirmesine gerek yok,çünkü her gün aşhane kaynıyor, yemeği önüne geliyor. İki, yakasının yıkanmasına da gerek yok, herkes hizmetini görüyor. Sırtının keselenmesine de gerek yok, herkes tarafından keseleniyor 90 yaşında. Dahası var... Alevîlik’te bir deyim vardır; “Dağ başına harman koyma, yel için; dere ağzına ağaç dikme, sel için; ihtiyarken genç alma, el için.” Bunu Alevîler çok söyler, çok dikkat ederler. 90 yaşındaki adam 20 yaşındaki kadını alınca ne yapacak? Bunun sonuçlarına da katlanacak. Demek ki bu, uydurma. Bunun uydurma olduğunu rahmetli Celalettin Efendiye de söyledim. O, bir kitap yazdı. Kitabı yazmadan evvel bana geldi, “Dedem, şuna bir göz at” dedi. İstanbul’a, Elazığlı Abdurrahman Dehmen’in bürosuna gelmiş. Baktım, Balım Sultan da var. Dedim ki, “Erenler, Balım Sultan’ı soy zincirinize bağlamazsan, iyi edersin”. “Niye?” dedi. “Çünkü sizden değil” dedim. “Dede, biz öyle bilmiyoruz” dedi. “Osmanlı’nın oyunu” dedim, bunun uzun uzun tartışmasını yaptım, sonunda bana hak verdi. Hak verdi ama, kitabı çıktı, gene zincire bağladı rahmetli. “Bunu zincire bağlarsanız, sizin HBV Hazretlerinin evlâdı olmadığınız rahatlıkla iddia edilir. Bunu soy zincirinize bağlamadığınız zaman, sizin evlâtlığınız üzerinde münakaşa edilemez, siz Musayı Kâzım evlâdısınız” dedim. Rahmetli hak verdi de, sonunda neyse...
|
| Salı, 29 Kasım 2011 08:50 tarihinde güncellendi |




AV. MUHARREM NACİ ORHAN DEDE’YLE SÖYLEŞİ 