top
logo

English Arabic German Turkish Persian

TEZKİRE-İ ŞEYH SAFİYYÜDDİN (2) PDF Yazdır E-posta
Pazar, 28 Ekim 2007 00:03

 Beyt: Her ki ender meclis-i în sâf-ı nûşân-ı safâst
                 Gerçi sâgar-keş hâkeş  cür’a-hârî hem buved
 Bu beytün ma‘nîsi budur ki her kim ki safâ şarabın içenlerün meclisinde (90b) ola egerçi ol şerâbı kadeh ile içmez ise bari anlarun cür’asın içer ve ol ehl-i meclis-i ma‘sûmlardur her kim ol ma‘sûm lara muvâfakat itse ol şerâbdan içmek ile kendü dahi magfûr olur. Su’âl itdiler Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu’l-’azîze uşbu hadîsden ki sâbit olmışdur: Ba‘zı mü’minlerün kabrini göz irimi yer gen iderler kâfirlerün ve fâcirlerün ve fâsıklarun şol işte mikdâr dar iderler ki bir yanı bir yanına giçer “el-‘iyâze bi’llâhi min zâlike”145. Pes ol kimse ki kabrinün  genligi  medd-i basr ola ya‘nî göz irimi öyle olsa anın kabrinün yanında bir kimsenün kabri olsa bu vüs‘at mikdârı ana mecâl olmaya. Ba‘zı rivâyetde sâbitdür ki ba‘zı âdemün kabri maşrıkdan magribe degin ola. Pes bu takdîr üzerine munun civârında gayr kimselerün kabrinün olmaga vücûd kalmaz ki anlarun dahi kabri gen olmaga  müstehak olmışlar idi. Bâ-vücûd yüz min (91a) belki dahi ziyâde ola ol tâ’ifeden çünki bir kimsenün kabri maşrıkdan magribe degin  gen ola gayr kimsenin kabri gen olmag nice râst gelür? didiler. Hazret-i Şeyh cevâblarında buyurdı ki: Bu kabrden murâd vücûddur ya‘nî ne kadar inşirâh ziyâde ola kabrün vüs‘ati dahi ziyâde olur ki ol vücûddur ve ne kadar ki inşirâh-ı sadr-ı akall ola vüs‘at-i kabr dahi  akall olur. El-hâsıl kabrün vüs‘ati ve ‘adem vüs‘ati inşirâh-ı sadr i‘tibârı iledür ve eger bir kimse kemâl-i inşirâh-ı sadr hâsıl olsa anun kabrinün vüs‘ati maşrıkdan magribe degin ola ki “femen yuridi’l-lallâhu en yehdiyehu yeşrah sadrahu li’l-islâmi ve men yurid en yudillahu yec‘al sadrahu dayyikan harecen”146 pes bir kimsenün ki inşirâh ziyâde ola ol kimse mecâl-i nûru’llâh ve ma‘rifetu’llâh ziyâde olur.
       Beyt: Şu‘â-i  pertev-i hurşîd der-sirâce hulk
                 Be-kadr-i vüs‘at her revzen derîçe bûd
Bu beytün  ma‘nîsi budur ki güneş pertev-i nûrı, (91b) ki halâyıkun evlerine ve çârtâklaruna dogar bacalarunun genligi mikdârınca dogar ya‘nî ne kadar ki baca gen ola güneş nûrı dahi ol ivde ziyâde olur ve inşirâh-ı sadr dahi bunun kimi ziyâde olur. Yine bu mahalde Hazret-i Şeyh Safîyyü’ddîn’e kuddise sırrahu su’âl ittiler ki: Bir sâlih mü’min ölse dahi bir kâfirün veya bir fâsıkun yanında defn itseler şöyle ki bunlarun ohı bile toprag olup gitse birbirine karışsa ki hîç vech ile onlarun ortasında tefâvut olmaya ve zâhiren Hazret-i Peygamber ‘aleyhi’s-selâm buyurdı ki “el-mu’minûne lâ-yemûtûne”147 ya‘nî mü’minler ölmez pes çünki bu üçünün ortasında fark olmadı lâzım gelür ki kâfir dahi ölmeye. Bu nice râst gelür? didiler. Hazret-i Şeyh cevâbunda buyurdı ki: “el-mü’minûne lâ-yemûtûne”den murâd mü’minün gönlidür ki Hazret-i Hakk Te‘âlâ’nun zikri ile hayât-ı (92a) ebed bulmışdur hergiz ölmez.
       Beyt:  Her ki û zîn zindegî bûy neyâft
                 Mürdezâd ez mâder ü merdâr merd
                 Her ger ez înzindegî bûyî resîd 
                 Reng-i cân ez ‘ömr-i câvidân beyâft
Bu beyitlerün ma‘nîsi budur ki her kimseye ki bu hayâtdan bir râyiha irişür canınun rengi ‘ömr-i câvidân bulur. Su’âl itdiler Hazret-i Şeyh Safîyyü’ddîn’e kuddise sırrahu uşbu hadîsden ki İhyâ-yı ‘Ulûm’da ve ‘avârifde mezkûrdur ki “tehalliku bi ‘ahlâkı’llâhi”148 ya‘nî kul olan kimse Hakk Te‘âlâ’nun sıfâtıyla nice muttasıf olur? Hazret-i Şeyh  cevâbında buyurdı ki: Kul olan kendüyi teklîf ile mevsûf kılur ol netseler ile ki Hazret-i Hakk Te‘âlâ sıfatlarundandur ammâ hakîkatde muttasıf olmaz sıfat-ı Bârî ile nice muttasıf olur ki hakîkatde kul kuldur Hudâ Hudâ’dur kulunun sıfâtı kul sıfâtıdur ve Huda sıfâtı Hudâ sıfâtıdır belki kul Bârî Te‘âlâ (88b) sıfatı ile muttasıf oldıgı mecâzdadur. Ya‘nî Hazret-i Hakk Te‘âlâ kullarından birisin öründülinse kendü sıfatı ile ol kimseyi mecâzen mevsûf eyler. Şöyle ki Hakk Subhâne ‘Azze ve Celle Kerîm’dür kuluna kerem virür, Rahîm’dür  kuluna rahmet ider. Kendüsi Mü’min’dür kuluna dahi mü’min didirür halâyıka. Bes Hazret-i Şeyh bu mahalde bir münâsip beyt buyurdı.
       Beyt: Key şeved hâlık  ançe bâşed hulk
                 Bende budîm aşna keştîm
Bu beytün ma‘nîsi budur ki şol kimse ki Hâlık’dan ola ol haçan Hâlık olur biz bendeyüz ammâ Mevlâ’mız ile âşnâlıg kesb itdük şu dünyâ beglerinün fâyetinde mukarrebler kimi ki âşnâlıg idüp ziyâde mertebe bulmışlardur ammâ nefs ile sultân olmazlar meşâyihün bu tahkîki ve bu temeyyüzi şâfîdür. Vücûd-ı  mutlakdan tasfiye ve tefziye ya‘nî zabt ki ekser meşâyihler ana kâ’il olmışlardur. Su’âl ittiler : “Hazret-i Şeyh Safîyyü’ddîn’e kuddise sırrahu uşbu  (89a) hadîsdeki Mevlâna Gazâlî’nün Erba’în’inde vardur ki “evliyâî “tahte kubâî lâ ya‘rifuhum gayrî”149 eytdiler ki murâd evliyâdan kimlerdür? Gerekdür ki anlar dahi kendüleri  velî bilmeyeler  zîrâ ki anlar dahi gayrdürler. Hazret-i Şeyh  cevâbında buyurdı ki: Velî üç kısımdur kısm-ı evvel, oldur ki ol bile ki velîdür ammâ halk bilmeye velîligin. İkinci kısım, oldur ki ne kendü bile velîdügin ve  ne halk bile. Üçünci velî, oldur ki kendüsi bile velîdügün ve halk dahi bile anun veliligin ve ol velî şol kimsedür ki Hazret-i Hakk Te‘âlâ anı velâyet haddinün nihâyetine yetişdürmişdür ve ana kendü ma‘rifetün  virmişdür ve  oradan girü döndürmişdür. Beşeriyyet sıfatı ile muttasıf kılmışdur halâyıka terbiyet idüp irşâd kılmak içün  bildürmişdür. Pes evvel ki velîler  ki anlar kendülerinün velîligin  bilürler idi ammâ halk bilmez idi ki anlar velîdür yâ nedür onlar150 abdâllar ve evtâdlardur ve ol  (89b) tâ’ife üç yüz kırh yedidür ki anları halâyık bilmezler ammâ ‘avâm halk dilinde anlar üçler ve kırhlar, yedilerdür. İkinci kısım oldur ki ne kendüler bilürler velîliklerin ve ne sâ’ir halk, anlar hâs velîlerdür ya‘nî cemî‘-i vücüh ile Hazret-i Hakk Te‘âlâ’ya meşgûl olmışlardur evvel tâ’ife Hazret-i Hakk Te‘âlâ’dan gayr kimse bilmez üçünci velî oldur ki kendüler dahi bilürler velî idük lerin ve  halk  dahi bilürler ki anlar velîdür. Anlar hâsü’l-hâs velîlerdür ki Hazret-i Hakk Subhâne ve Te‘âlâ’nun hidâyet ile ma‘rifetin tahsîl itmişlerdür ve Hakk Te‘âlâ halâyıka anları göstermişdür ve bildürmişdür mertebe-i irşâd ve tekmîl virmişdür ve halâyıka göndermişdür. Su’âl itdiler Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu’l-‘azîze işbu hadîsden ki tezkirede mezkûrdur ki: “hubbu’l vatan mine’l-îmân”151 ya‘nî kâfirlerün dahi vatanını severler  nice îmândan  olısardur ve bu nice râst gelür?  (90a) didiler. Hazret-i Şeyh cevâbında  buyurdı ki: Bu hadîsün ma‘nîsi budur ki meselâ bir şahs ki ‘âlem-i ünsden ‘âlem-i müşâhededen‘âlem-i habse gelmişdür çünkü evvelki ‘âlemi sever îmândandur ve mahabbetdür. İkinci fasl: Hazret-i Peygamber  salla’llâhu ‘aleyhi ve âlihî ve sellem mübârek hadîsi su’âllerdür ki Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu’l-‘azîzden sorupdurlar Hazret-i Şeyh  Sadrü’d-dîn revvahallâhu rûhahu Su’âl itdiler. Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu’l ‘azîze Hazret-i Emîrü’l-mü’minîn ve imâmü’l-müttekîn ve kâtilü’l müşrikîn esedu’llâllahu’l-gâlib ve matlûb külli tâlib ‘Alî ibn Ebî Tâlib ‘aleyhi’s-salâtü ‘aleyhi’s-selâmun mübârek kelâmından ki buyurmışdur “kâle ‘Alî ‘aleyhi’s-selâm men ‘arafe nefsehu fekad ‘arefe Rabbehu” bu sözün ma‘nîsi ne dimekdür? didiler. Hazret-i Şeyh cevâbında buyurdı ki: “men ‘arefe nefsehu  fekad ‘arefe Rabbehu”152nun ma‘nîsi budur ki şahs nefsine ‘ârif ola  (86b) ve  nefsinün ‘ayblaruna muttali‘ ola ve nefsün ‘aybına muttali‘ oldugından sonra ıslâhına meşgûl ola. Meselâ şunun kimi ki bir kimse donında neces görse anun tahâretine  meşgûl olur nefsinün bu ‘ayblarundan tahâret itmek tezkiyedür ve her kim ki tezkiye itdi nefsden ve nefsün fesâdından kurtıldı çünki nefsden kurtıldı Hazret-i Hakk Te‘âlâ ‘azâbından dahi kurtıldı. Pes ol zamân nefsine teberrâ ider şol bir kuşçugaz kimi ki duzagından kurtulıcak pervâz ider. Pes çünki nefse teberrâ itdi Hazret-i ‘İzzet’e teveccüh ider andan ma‘rifet-i nefs hâsıl itmiş olur kendüyi anlamış olur ol vakt anun gönli gözi Hakk Te‘âlâ tarafını görici olur. Pes Hakk Te‘âlâ’yı bilmek nefsini bilmekden sonra olur ya‘nî bu didügümiz takdîr üzerine evvelâ kendü nefsini ma‘rifete yetirür ve andan Hakk Te‘âlâ ma‘rifetin hâsıl ider. (87a) Sual itdiler Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu’l-‘azîze bu sözden ki ‘Abdu’llâh bin Mes’ûd dimişdür ki “es-sa’îdu men sa‘âde fî batni ummihi ve’ş-şekiyyu men şekâ fî batniummihi”153. Eytdiler: Sa‘âdet ve şekâvet kişiye ana karnından yazılmış olıcak ana tegayyür mümkin degil pes halâyıkun sa‘yi fâ’ide virmeye didiler. Hazret-i Şeyh cevâbında buyurdı ki  batından murâd  batn-ı terbiyet ya‘nî bir karından ne vech ile mütevellid olur hemân anun kimi olur. Şöyle ki sahîh rivâyetdür ki Hazret-i Resûl buyurmışdur ki  “fıtrate’llâhi’lletî fatara‘n-nâse ‘aleyhâ”154 ve yine bir yerde dahi Hazret-i Resûl buyurmışdur ki “mâ min-mevlûdin illâ yûlede ‘alâ fıtrati’l- islâmi fe’inne ebevahuyuhevvidânhu ve yunassırânehu ve yumeccisânehu kemâ yenticü’l- behîmetu behmete cem‘â’e hel tuhassune fîhâ min ced’â’ summe yekûlu fıtrate‘l-lâhi’lleti fetera’n-nâse ‘aleyhâ lâ tebdîle li halki’l-lâhi zalike’d (87b) dînu’l-kayyimu”155. Pes çünki Âdem oglanı fıtrat-ı İslâm   üzerine mütevellid olur. Atası yâ anası anı Yahûdî veyâ Nasrânî yâ Mecûsî  kılur eger murâd batından ana karnı olaydı atası anası Yahûdî yâ Nasrânî yâ Mecûsî kılmaz idi mâ-hâzâ kılurlar idi ve yine muncılayın bir kimse bir tâ’ife içinde olsa veyâ sohbetinde olsa ki ol millet mezhebinde olur pes ma‘lûm oldı ki murâd batından terbiyet ve sohbet imiş. Su’âl itdiler Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu’l-‘azîz(e) ki: Ol nice fakrdur ki erbâb-ı  kulûb eytdiler ki “el-fakru sevâdü’l-vechi fi’ddâreyni”156 Hazret-i Şeyh cevâbında buyurdı ki: Ol fakrdur ki bir kimse anun ile muttasıf olsa ana fenâ’ fi’llâh dirler andan fenâ’ fi’llâh  hâsıl olur ya‘nî mahv-ı asâr-ı beşeriyet ve def ‘-i dâ‘î-i tabî‘at ider ol fenânun bir nûrı var kara renkli görinür ol  nûr vakti mücellâ ide âyîne-i (88a) sabâkıda  hemân kararun gösterür. Pes “sevâdü’l vech fi’d-dâreyn” andan ‘ibâretdür dünyâda ve âhiretde yüz karalıgı degil belki anun kimi ki “yevme tebyaddu vücûhün vetesveddü vücûhün”157 güninde “ve emma’llezîne beyaddet vücûhuhum fefî rahmete’l-lâhi”158. Su’âl itdiler Mevlânâ  Bedî‘i’d-dîn-i  Çagatunî  ki: Yâ Hazret-i Şeyh  ‘ilm hicâbdur dir imiş.Güzel sultânum ‘ilm ne veche ile hicâbdur ve ne nice râst gelür? Didiler. Hazret-i Şeyh cevâbında buyurdı ki: Mevlâna men ayıtmazem ki ‘ilm  hicâbdur belki ayıduram ki ‘ilmde pindâr itmek hicâbdur eger bir su bismil olmasa nice itmek gerekdür ki ol su bismil ola? Mevlânâ Bedî’i’d-dîn eytdi ki: Anun çâresi oldur ki bir bismil suyı dahi ana zamm ideler tâ ki ana ol su karışıh ile pâk ve tâhir ola. Hazret-i Şeyh eydür: Men dahi hemân beyle iderem meselâ yeryüzinde bir su vardur mühmel nestelere  ugraşur pâk olmaz ve eger cârî (84b) olup ahsa ve önine geleni süpürüp aparsa pâk olur veyâ ahmasa mühmel yere ugraşup dursa pâk olmaz. Bir su dahi yer altında vardur ki gâyet de pâk ve tâhirdür. Lîkin bu ikisinün ortasında hicâb olan yerdür ki hâ’il olmışdur bu iki suyun ortasından eger bu yeri giderseler bu iki su birbirine  karışsa pâk ve tâhir olur ve buncılayın ‘ilm-i zâhirî suyile nefsi tâhir olmasa ki  lokma-i harâm karışdurmış olsa ‘ilm-i bâtın suyile içerüden  nefsi tathîr itmek ya‘nî kelime-i tevhîd  külüngi ile hicâbı ortadan gidermek gerek tâ ki ‘ilm-i zâhirînün ve ‘ilm-i bâtınînün  suları birbirine karışmag sebebi ile ‘ilm-i zâhir suyu dahi pâk olur. Pes hicâb olan emrde nefsdür ‘ilm degüldür. Bu mahalde Hazret-i Şeyh bir mesel çekdi ki: Bir kimse bir cehûd  nice (85a) kul satun alsa  ol kul kendü ‘ilminde mâhir olsa ve ‘ilm-i tevriyyeti yahşi bilse  gerekdür ki ol kula evvelâ İslâm ‘arz ideler ya‘nî ol müslümân ideler ondan sonra i‘tikâd-ı islâmı ta‘lîm ideler tâ ki  i‘tikâdı pâk ola ve kavâ‘id-i akâyidi müstahkem ola. Ondan159 sonra tahsîl-i ‘ilm-i şer‘iyye ile emr ideler eger evvel müslümân olmazdın öndin tahsîl-i ‘ilm ile emr olınsa âlet hasmıyla sini sayar. Eger eydürsen: Gel  Müslümân ol. Eydür ki: “lekum dînukum  velîye dîn”160. Cemî‘ envâ‘ ile mücâdele ider. Pes nefs dahi kâfirdür gerekdür ki evvelen onı  Müslümân ideler ondan sonra tahsîl-i ‘ulûm ile emr  ideler eger evvelen tahsîl-i ‘ilm ile ona emr olınsa şöyle ki nefsi hâmu vucûhda ve mezâhibde mâhir olsa müslümân olmazdın öndin ol vakt kendü silâhı ile ve âleti ile sini sayar ve sana muhâlefet ider. Ol nefsüne eger eyitsen ki:  (85b) Süci içme harâmdur. Eydür ki: Filân  mezhebde helâldur. Tâ haddi sonra varınca eger disen ki: Zinâ eyleme. Eydür ki: Filân mezhebde  “tayy-i müstevcib hadd”  degüldür. Eger eyitsen: Ribâ yime. Eydür ki: Bey‘ iderüm ve gayri cinsten neste satarum. Eger eyitsen ki: Filân hayvân etin  yime. Eydür ki: Filân mezhebde helâldür. Ve nice munun kimi dahi ma‘lûm oldu ki nefs evvelen müslümân olmasa tahsîl-i ‘ulûm itsen sen ne kadar  menhiyâta mürtekib olmadıysan ol muhâlifin işler  senün sözüni kabûl itmez mücâdele ider. Zîrâ ki getürdün  bir harâmînün eline bir kılınç virdün ya‘nî hîle-i şer‘iyyeyi  ta‘lîm itdün. Müslümân olmazdın öndin ol senün emrüne haçan mutî‘ olur? Pes tarîk oldur ki evvelen nefsüni Müslümân idesin ondan tahsîl-i ‘ilm ile emr idesin. Zîrâ ki ol müslümân olsa inkıyâd u  i‘tikâdı sâfî gösterür (86a) ve sır-ı teslîmi yire Kur’ân’dan  sonra tahsîl-i ‘ilm itsen her ne vech ile ona emr itsen mutâba‘at  ider ve mücâdele itmez ve şerî‘atde zarûret olan neste imtisâl ider ‘ilmi kendüye fâ’ide virür ve ‘ilmi âlet-i dîn  idinür ve zârûret olan neste yerine getirür ve meydân-ı nefsi dâr ider. Pes ‘ilm-i nâfi‘ olur ve ol ‘ilm sebebi ile hidâyet bulur ve anunla fahr itmek olur. Ammâ şol ‘ilm ile iftihâr itmek olmaz ki sebeb-i gavâyet ola ya‘nî azgunlık. Su’âl itdiler Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu’l-‘azîz bu âyetden ki “ve nahnu ekrabu ileyhi min habli’lverîd”161. Çünki Hazret-i Hakk Subhânehu Te‘âlâ kula kulun şâh damarından daha  yahındur.  Eyle olınca bes  “seyran ila’llâhi ve seyrun fi’llâhi  ve seyrun me’allâhi”162 ne veche ile râst gelür? didiler. Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu cevâbında buyurdı ki: “Seyrân ila’llâhi ba‘de nefsin”163 i’tibârî degildür ve ba‘de ki vardur (82b) nefsündür bir nice hicâb  vâsıtası iledür ki ortadadur pes kulun sa‘yı çünki bu hicâbı irtifâ‘ ide ve bu mesâfeti kat‘  ide ve kademini kendüden dışra bıraha seyrü’n ilâllâhi müntehâ olur ve seyr’ün fillâhi cevâbında buyurdı ki: Hazret-i Hakk Subhâne ve Teâ‘lâ hod içerüden ve dışharudan münezzehdür. Lîkin sâlike bir sıfatdan bir sıfata terakkî olur ki Hakk Teâ‘lâ ol sâliki bir sıfatdan bir sıfata dahi âşinâ ider pes seyrün fi’llâhun ma‘nîsi budur ki “seyrun fî sıfâtillâh”164 dimek olur ve ne kadar ki sâlik bir sıfatdan bir sıfata terakkîde ola henüz telvînde olur. Çünki hakîkat Hakk’a yitişe ol vakt temkînde olur ve seyr-i ma‘-Allahun cevâbında buyurdı ki: Ma‘siyyet bu mahalde ol ma‘nîye olmaz ki Hakk Te‘âlâ’nun vahdeti ola dahi kesret olmaya belki ma‘nîsi şöyle olur ki bir kimse katre(y)i bahre bırahsa isnâniyyet ya‘nî ikilik ol bahrün vahdetinde müstagrak olur bir vech ile ki ittihâd olmaz zîrâ ki bahr (83a) bahrdür, katre katredür ve mugayyeret bunlarun ortasında zâhirdür ve eger bahr cünbişe gelse ve temevvücde olsa ihtiyâr bahrün olur, katrenün olmaz. Lîkin katrenün cünbişi hemen bahrün cünbişidür. Su’âl itdiler Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise-sırrahu’l ‘azîze ki Hazret-i Şeyh’e buyurdı ki: Bizüm içün keşf ü kerâmet ü kadem-i himmet var. Lîkin keşf ü kerâmet ü kadem zâhir-i ahcâb-ı tarîkdür. Bu nice râst gelür? didiler. Hazret-i Şeyh cevâbında buyurdı ki: Keşf andan ötürü hicâbdur ki keşîşlere dahi hâsıl olur. Bâtıl ‘ibâdete muvâzebet ü mülâzemet itmek ile kadem andan ötürü hicâbdur ki cinnîye vü şeytânîye dahi hâsıl olur şöyle ki bir kademde maşrıkdan magribe degin varurlar ve gelürler ve kerâmet andan ötrü hicâbdur ki kerâmet-i şeytânî dahi olur ana istidrâc dirler. Pes keşf ü kerâmet ehl-i küfr ortasında müşterek olur ehl-i İslâm ile ve ehl-i küfr ki keşîşdür  ve cin ü şeytân  (83b) ortasında dahi müşterek olur andan ötrü hicâbdur.
       Beyt: Kadem-ber-fark  în keşf ü kerâmet ü kadem mî deh
                 Ki ez âludegî her yek hicâb  ender hicâb ender âmed
Bu beytün ma‘nîsi budur ki ayagun keşf  ü kerâmet u kadem farkında koy ki bunlarun her birisine bulaşmag ya‘nî iltifât itmek hicâb içinde hicâbdur ve yine bu mahalde su’âl itdiler Hazret-i Şeyh’e ki: Fark  ne nestedür,  müslümânlara olan keşf ile keşişlere hâsıl olan keşf ortasında dahi fark nicedür? didiler. Hazret-i Şeyh cevâbında buyurdı ki keşîşlerün keşîflerinün ve şeyh kerâmetlerinün misli şunun kimidür ki bir suyı mezbelede görseniz ki durar çünki ana nazar idesiz suretinüz anda görünmez su görünür ammâ ol su necisdür ne içmege yarar ne tahâret etmege ve  müslümânlarun keşiflerinün ve kerâmetlerinün misli şunun kimidür ki ol su tâhirdür (84a)  ve mutahhar yerdedür ve gâyet de sâfîdür çünki ol suya nazar idesiz kendü suretinüz  içinde göre. Pes ol su içmege hem tahâret etmege lâyıkdur.
       Beyt: Der-safâyı zâhir-i sûret be-hem  mânendeend 
                 Pâk-i bâtın-râ safâ hem fark-hâ der farkhest
Bu beytün ma‘nîsi budur ki zâhir-i sûret safâsında birbirine benzerler lâkin bâtın  pâklıgında  envâ‘ fark vardur bunlarun ortasında ve yine bu mahalde su’âl itdiler Hazret-i Şeyh’e ki: Yâ Şeyh ol nice keşf ü kerâmâtdür ki ana i‘tikâd kılunur? Hazret-i Şeyh  kuddise sırrahu cevâbında buyurdı ki: Bizüm içün keşf u kerâmât ve kıdem ü  himmet vardur keşf oldur ki kişi öz ‘aybına vâkıf ve muttali‘ ola ve kerâmet oldur ki derûnında ‘alâyıkı kat‘ ide ve gönlini mücerred kıla ve kadem oldur ki kendü vücûdı şehrinden kademini dışra sefer ide  tâ maksûda  yetişe ve himmet oldur ki künyesine ve mâsivâya iltifât itmeye. Pes bu keşf ü (80b)  kerâmât ü kadem ü himmet ki Hazret-i Hakk Te‘âlâ şuglıdur. Mu‘teber olan budur ammâ ol keşf ü kerâmât ü kadem ü himmet ki gayra şugl itmekdür. Ol hicâbdur.
       Beyt: Be- ‘ayb-ı hˇîş bînâ şod dil-i hod-râ mücerred kon
               Be-gerdân himmet ez mâ dûn ki kâr-ı reh-revân înest
               Verây-ı müdrik-i hiss ü kadem der-lâ-mekan mîzen
               Sıfır ez  hˇîş bîrûn kon ki maksad-râ gerân înest
Bu beytlerün ma‘nîsi budur ki kendü ‘aybuna vâkıf ol ve gönli mücerred kıl mâsivâdan himmetüni döndür ki sâlik olanun işi budur. Hiss-i müdrikinden öte kademini lâ-mekân ura, kendü vücûdından öteki maksad-ı lâ-mekân budur ammâ yine şeyh buyurdı ki: Bizüm içün keşf ü kerâmet ü kadem ü himmet var ve her birisi bir nesteden ‘ibâretdür. Evvelen kendü ‘aybun vâkıf ol dimek sâhib-i keşf ol dimek olur ve gönlü mücerred kıl didügi sâhib-i kerâmet (81a) ol dimek olur ve mâsivâdan himmetüni döndür didügi sâhib-i himmet ol dimek olur ve vücûdundan sefer it didügi sâhib-i kadem ol dimek olur. Su’âl itdiler Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu ki: Fenâ nice kısmdur? Hazret-i Şeyh cevâbında buyurdı ki: Fenâ üç kısmdur. Birisi fenâ-yı sûretdür, bekâ-yı sıfat ile ya‘nî sûretde fâni olmaz sıfatda bâki olmayınca. Murâd bu fenâdan sıfat-ı gıybetdür. Sûretden ki “en-nevmü ahü’l mevti”165. Ve birisi dahi fenâ-yı sıfâtdur bekâ-yı rûhile ve ol fenâ beşeriyyetden fenâdur ki galebe-i ‘aşk ile olur ya‘nî mahv-i âsâr-ı beşeriyyet olur ve birisi dahi fenâ-yı rûhdur bekâ-yı Hakk ile ya‘nî vaktâ ki bir kimse envâr-ı ilâhî ile mütehallî olsa mahv-ı ism-i beşerî ve kat‘-ı küdûrât-ı tabi‘î ve kal‘-i resm-i insânî eydür ve Hazret-i Hakk Te‘âlâ vahdâniyetin isbât ider bu mertebeye fenâ-yı fillâh dirler.  (81b) Hazret-i Şeyh bu mahalde bu beyti inşâ itdi.
       Beyt: Çün rûh der nezâre fenâ geşt în be-goft
                 Nezzâre-i cemâl-i Hudâ cüz Hudâ ne gerd
Bu beytün mukâbelesinde bir ‘Arabî dahi buyurdı ki:
       Beyt: Fe’ fnû summe’fnû summe’fnû
               Ve’t-tekû sümme’t-tekû sümme’t-tekû 166
Envâ‘-ı fenâ terbiyetden ma‘lûm olur. Su’âl itdiler Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu’l ‘azîze ki: Gönlün giysüsi nicedür ve nice nestedür? Hazret-i Şeyh cevâbında buyurdı ki: Gönlün giysüsi üçdür. Güneşdür, sudur ve yirdür. Âdem oglanınun gönli bu üç nestede sûret gösterür. Evvel âfitâb sûretinde zîrâ ki güneş cemî‘ yire ve cemî‘ nesteye irişür ve cemî‘ nebâtun ve hayvânun ve ma‘âdinün perverîşi andandur. Lâ-cerem ehl-i dil dahi âfitâb meselinde şöyledür ki terbiyeti cemî‘ nebât ve fevâkih ve cevâhir-i kânda ve ma‘âdinde perverîş dutup harâret-i emâkin andan bulurlar ve muncılayın tâliblerün terbiyeti  (82a) ve reng-i bûyı ve tarîkatı dahi olmış bir zemherîr şiddetinden hayât bulmag kimi bir ehl-i dilün terbiyeti harâretinden ve irşâdından hâsıl olur. Şöyle ki âfitâb cemî‘ yire yitişür sâhib-i dil dahi cemî‘ tâliblere vü mürîdlere yitişür ve gönüllerine hayât virür ve bir fırkaya dahi ehl-i dil sûretinde görinür. Şundan ki cemî‘ nestenün tahâreti suyiledür. Tâliblerün dahi küdûrâtı nefsânîden tâhir olması ehl-i dil ile olur. Şöyle ki cemî‘ neste sudan hayât bulur sâhib-i dil dahi sebeb-i hayâtdur zîrâki tâliblerün ölmiş gönüllerin zinde kılurlar ve bir tâ’ifeye dahi ehl-i dil yir sûretinde görinür zîrâ ki yir mahall-i zirâ‘atdür ve ‘imâretdür  ve ma‘rifet-i İlâhî’dür. Şöyle ki cemî‘ insân kutlarını ve agziyelerini yirde zirâ‘at iderler ve andan tahsîl iderler. Sâhib-i dil dahi cemî‘ nesteye tahammül ide ve halîm ola (78b) ve cemî‘ nesteden tahammüli  Hazret-i Hakk Te‘âlâ’dan ötrü ola şöyle ki yirde meskenet vardur sâhib-i dil dahi meskenetlü ve tevâzu‘lu ola şöyle ki yir mecmû‘-ı cevâhirün ma‘denidür ve envâ‘-ı cevâhir yirden hâsıl olur sâhib-i dil dahi mecmû‘-ı ‘ârîflerün ma‘denidür ki “en-nâsu ma‘âdinu’z-zehebi ve’l fidda” 167. Su’âl itdiler Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu’l ‘azîz(e) ki Hazret-i Şeyh tâlibleri men‘ ider Makâlât’ı mütâla‘a kılmakdan ve eydür ki: Hicâbdur çünki hicâb imiş meşâyihün makâlatın niçün yazdılar? didiler. Hazret-i Şeyh cevâbında buyurdı ki meşâyihler ve ehl-i diller genc-i esrâr-ı İlâhî’ye yitişdiler ve hayf çeküp tahassür idürler ki kendülerinün kavmi ve kardaşları ol mertebeden mahrûm kalalar diyüp genc-nâme bünyâd itdiler tâ ki kavmi ve kabâili ve tâlibleri bu genc-nâme mütâla‘a ideler ve mahzûz olalar ve genci taleb ideler anun içün bünyâd (79a) itmediler ki mücerred mütâla‘a ideler ve dahi genci taleb itmeyeler. Meselâ şunun kimi ki bir pâdişâhun bir nice tufûl oglanları var idi. Âhir-i ‘ömride anlarnun hakkında vasiyet itdi vezîrine. Bu oglanlar emâneti diyüp her birisi içün vezîr katında mâl koydı ve genc-nâme dahi yazup ana ısmarladı ve eyitdi ki şol vakt ki bu oglanlar hadd-i bülûgına irişeler her cinsi ki pâdişâhlıga lâyık olsa anı pâdişâh idin ve girü kalan oglanlara mâl virin diyüp dünyâdan nakl itdi. Vezîr genc-nâmeyi hıfz itmiş idi. Ol hadd-i bülûgına yitişen oglan ki pâdişâh olmış idi. Vezîr genc-nâmeyi anun eline virdi. Ol dahi alup mütâla‘a kıldı. Keyfiyet-i genc-nâmeyi vezîrden bildi ammâ vezîr dahi tîz zamânda dünyâdan nakl itdi ve ol genc-nâme pâdişâh olan oglanun elinde kaldı ol dahi (79b) genc-nâmeyi kiçi kardaşı eline virdi ammâ ol kiçi kardaşı taleb-i gence meşgûl olmadı. Cemî‘-i ömrin genc-nâme mütâla‘asında  sarf  itdi.  Ne pâdişâhlıga yitişdi ve ne hod eline mâl girdi. Genc-nâmenün mücerred mütâla‘asıyla müflis kaldı. Biz geldük söz tevcîhine pâdişâh didügümizden murâd  Hazret-i Risâlet’dür ‘aleyhi’s-selâm. Vezîr didügümizden murâd  e’imme-i ma‘sûmîndür ve meşâyih-i ‘izâmdur ve genc-nâmeden murâd  Kur’ân’dur ve hadîsdür ve makâlât-ı meşâyihdür ki anı halâyıka teblîg itmişlerdür ve her kimse kim genc-nâmeyi mütâla‘a itdi, genc taleb itdi. Lâ-cerem genci tahsîl itdi ve pâdişâhlıga yitdi, gınâ-yı ebedî buldı ve her kimse ki genc-nâmenün mütâla‘ası ile iktifâ itdi genc talebinde olmadı müflis kaldı.
       Beyt:   Ender în-i ‘âlem ki mahzenhâ-yı genc-i gevherest
                 Genc-hˇânân dîgerend ü genc-i hˇâhân dîgerend
                 Ve  der în mülket ki devlet saht-âsân midehend
    (80a)     Bî-nevâyân dîgerend ü pâdişâhân dîgerend
Bu beytün ma‘nîsi budur ki bu ‘âlemde ki ‘âlem-i melekûtdur genc-i gevherinün mahzenleri var ammâ ol genci ohuyanlar özgedür ve taleb idenler özgedür ve bu mülkde ki devleti gâyet ucuz virürler lîk bî-nevâlar özgedür ve pâdişâhlar özgedür mahzen bulmışlardur. Su’âl itdiler Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu’l ‘azîz(e) ki: Riyâzet nedür ve nice nestedür ve mücâhede nedür? Hazret-i Şeyh cevâbında buyurdı ki: Mücâhede beden ile cehd itmekdür ve Hakk Te‘âlâ’ya ‘ibâdet itmekdür ve nefse muhâlefet itmekdür ve hevâ-yı nefsi terk itmekdür. Riyâzet Hakk Te‘âlâ’nun rızâsı ile hidmet itmekdür ve rızâ-yı Hazret-i Resûlullâh ve rızâ-yı üstâd ile ki mürşîd-i kâmildür ‘amel itmekdür ve riyâzet hakîkati ki yemek ve uyumagdur,  (76b) terk itmekdür. Bir kimse bu dinilen vech üzerine riyâzet iderse Hazret-i Hakk Te‘âlâ’nun rızâsına Hazret-i Risâlet-penâh’un ve meşâyihun rızâsına muvâfık işler ve eger nefsi halvet istese ana  muhâlefet ide cem‘iyyete vara ve eger cem‘iyyet istese girü muhâlefet idüp halvet ihtiyâr ide ve eger nefsi zikr itmek isterse riyâyetle terk ide ve munun üzerine her ne tâ‘at ki anda şâibe-i nefsânîdür yâ ola terk ide.
       Beyt: Ez ân nakşî ki nefs-i tû ki ber âb u hevâ bended
               Mehân harfî k’ez ân hâsıl heme bâd-ı hevâ bâşed
               Rakam ber defterî mîzen ki ber ‘unvân-ı menşûreş
               Heme tevkî‘-i der fermân be-fermân Huda bâşed
Bu beytlerün ma‘nîsi budur ki şol nakş ki senün nefsinün her hevesinün suyı üzerine yazmışdur. Bir harfin ohuya anun ki hâsılı hemân bâd-ı hevâdur. (77a) Rakamı bir deftere çek ki menşûrun ‘unvânı üzerinde cemî‘ ahkâmı fermânde ola Hakk Te‘âlâ fermânı ile ve yine bu mahalde Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu’l ‘azîz buyurdı ki: Tâlibe gâyetde hicâb olan riyâdur. Pes tâlib-i Hakk olan cehd itmek gerekdür ki ne kadar ‘amel iderse riyâ ile itmeye ve andan perhîz ide ve nefsün mukâyedinden ve hîlesinden emîn olmamag gerek egerçi za‘îf ü mutî‘ olur itâ‘at sûretin gösterür ammâ yine fursat gözedür. Meselâ şol aç kurt kimi ki gâyetde za‘îf olmışdur ve za‘fından kendüzini koyun sürüsi içine atamaz varup bir pusuya girüp gözedür tâ ki gaflet ile anun önine koyun sürüsi gele ve pusudan çıhup ana hamle ide. Birisinün bogazın dutup helâk ide.
       Beyt: Gâfil zi kemîn-nefs nefs-i bed-kîş meşevi
(77b)        Tâ der-ham-ı dâm-ı dîv kurbân neşevi
Bu beytün ma‘nîsi budur ki gâfil olma bu yaramaz mezheblü nefsün busuda oturdugından ki nâ-gâh bu dîvün duzagında helâk olmayasın. Su’âl itdiler Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu’l ‘azîze ki: Ba‘zı meşâyihler zikri ahfâ ile itmek emr itdi. Hazret-i Şeyh cehdile emr itdi. Tâlibler ve mürîdler hakkında âheste itmek evlâdur yâhud cehrile? didiler. Hazret-i Şeyh cevâbında buyurdı ki: Mübtedîlere zikri cehrile itmek efdaldür. Anun içün ki zikr cehrde mücâhede  ziyâde olur. Meselâ şunun kimi ki bir kimsenün marazı kavî olsa ol kimseye dârû-yı matbûh-ı za‘îf virseler sıhhate fâ’ide virmez belki marazı dahi ziyâde eyler. Pes ol kimseye dârû-yı kavî virmek gerek tâ ki bedeni sıhhat bula andan sonra  (78a) dârû-yı za‘îf ü ihtimâl ile vireler tâ ki sıhhat hâsıl ola. Çünki ol hasteye nûş-ı dârû vireler ol hastenün hâli gâyetde hûb olur bir dahi zikr-i cehr efdal oldugına delîl budur ki zikr-i cehr, a‘mâl-i zâhirdendür ve a‘mâl-i zâhir cisme müte‘allikdür. Şöyle ki zikr-i cehr olan eseri ve ‘ameli cilvede eydür ondan kulûba eydür ya‘nî  gönle eydür ve Hazret-i Hakk Sübhâne ve Te‘âlâ Kur’ân’da buyurur ki: “summe telinu culûduhüm ve kulûbehum ila zikiri’l-lahi” 168. Pes gerekdür ki a‘mâl-i cevârih cehr ile zâhirde olur andan sonra zikr-i hafî ki kalbden ‘ibâretdür, gönül ma‘deninden üstâd terbiyeti ile hâsıl olur. Yine vezîr Gıyâsü’d-dîn su’âl itdi ki: Zikr-i cehr efdal oldugına sebeb nedür? Hazret-i Şeyh cevâbında buyurdı ki: Eger bir kimse ‘adûyile ceng itse dârü’l-harbde ol düşmeni muhkem urmag yigrekdür yâ âheste? Vezîr Gıyâsüddîn eydür: (74b) Düşmeni muhkem urmak yegdür. Pes Hazret-i Şeyh eydür: Nefs ile ve şeytân ile dahi muharebe itmek muncılayındur. Zîrâ ki nefs ü şeytân Âdem oglınun ‘adûsıdur. Çünki bir kimse anlarunla muhârebe itse darbı kavî vü muhkem gerek. Zîrâ ki eger âheste ursa nefsi mutî‘ idemez vaktâ ki sen mehâbâ idesün ol sana hergiz mehâbâ itmez. Pes zikri cehr ile itmek efdaldür vaktâ ki zikr-i hafîyeye yetişe ol zikr gayr-ı ihtiyâr ider ki zikr-i hafîyeye meşgûl olur. Yine Vezîr Gıyâse’d-dîn su’âl itdi ki: Ba‘zı zikri çehâr-darb ile itmek gerekdür dirler Hazret-i Şeyh ne buyurur? Hazret-i Şeyh cevâbında buyurdı ki: “lâ ilâhe illallâh” kelime-i ihlâsdur ve ihlâs ile dimek gerekdür ki ol bir ohdur ki makâmın ve nişânın bilür ve işin işler.
       Beyt: İn tâir-i kudsî çü küşâyed per ü bâl
                 Murgist ki âşiyân-ı hod meydâned
(75a) Bu beytün ma‘nîsi budur ki çün bu kudsî kuş fenâdan uça varacagı yirini ve yuvasını bilür. Su’âl itdi Hazret-i Şeyh Sadrü’d-dîn revvehallâhu rûhahu Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu’l-‘azîze ki: Evliyânun hattı derecelerinün tefâvütinde Hazret-i Hakk Te‘âlâ’nun dört adından birisini anmag ile olur. Şöyle ki kıyâm her vaktde bu adlardan bir ad ile eydürler ve ol dört ad budur ki hüve’l-evvel ve’l-âhiru ve’z-zâhiru ve’l bâtın her kimse ki anun hazzı bu adlardan zâhir oldı Hakk Te‘âlâ’nun ‘acâyib kudretine ya‘nî mahsûsâtına vâkıf olur ve her kimse ki hazzı bu adlardan bâtın oldı ‘âlem-i bâtında kendü esrârına her ne ise vâkıf oldı ve her kimse ki hazzı bu adlardan evvel oldı zamân-ı mâzîde olan ef‘âle meşgûl olur ve her kimse ki hazzı bu adlardan âhir oldı zamân-ı (75b) müstakbelde olacah  âsâra ve ahvâle meşgûl olur ve kendünün gelecek zamânında olan sırrına vâkıf olur. Pes Bâyezîd-i Bistâmî ‘aleyhi’r-rahme buyurmışdur ki her kimse ki bu dört ad ile mahzûz ola ol kimse veliyy-i kâmil olur ve Ebû’l-Kâsım-ı Kuşrî(?) buyurmuşdur ki henüz ol kişi velî-i kâmil olmaz pes bir kimse ki ‘ilm-i evvel ü âhir ü zâhir ü bâtın bile ne içün veliyy-i kâmil olmaz didi. Hazret-i Şeyh kuddise sırrahu cevâbında buyurdı ki evvel ü âhir ü zâhir ü bâtın mündericdür. Âferîninde şundan ki evvel ü âhir ibtidâ vü intihâ-yı âferînişdür ve zâhir-i ‘âlem bu mahsûsâtdur ki göz ile göreler ve bâtın ‘âlem-i melekûtdur ki göz ile görmek mümkin degüldür ve bu dört ‘ilmi âferînişde mündericdür ol kimse ki bu dört neste ile mahzûz ola henûz yarım kişidür ve bu dahi ma‘rifet-i gönül katında hîçdür. ‘İlm oldur ki bunlarnun mâvârâsında (76a) ola ki evvel ‘ilm-i zâtdur ve ‘ilm-i sıfât-ı İlahî’dür celle celâlihu. Su’âl itdiler Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu’l-‘azîz(e) ki: Kimyâkârlıg ne nestedür ve sîmyâkarlıg ne nestedür? Hazret-i Şeyh cevâbında buyurdı ki: Kimyâkârlıg hakîkatdür ve sîmyâkarlıg mecazdur ve tahyîldür ve her neste ki anı kimyâkârlıg gösterür hakîkatdür. Şöyle ki pâh-reng vücûdı altun hakîkatine mübeddel olur ve bunda dahi ancılayındur. Lâ-cerem her neste ki sâhib-i dil ider kerâmetden ve hakîkatden ola ve eger nazarı kimyâ ile mess-i vücûdı talebî altuna mübeddel eyleye hemân altun ola ve genc-i revân ki dirler meselde sâhib-i dildür ki bir şehrden bir şehre revân olur tâ bir kimsenün sa‘âdet-i ezelîden nasîbi ola bu gencden hazza yetişür ve şol genc degüldür ki cemâd ola ve müteharrik olmaya.
(72b)      Beyt: Her ki râ dest-resî devlet ezîn behre dehend
                         Kîmyâ-yı taleb-i genc-i revânî yâbed
Bu beytün ma‘nîsi budur ki her kimün bu nasîbden  devlete eli yetişe taleb-i kîmyâsını ve genc-i revânı bulur ve genc-i revân dahi ma’lûm oldı ki nice nestedür. Su’âl itdiler Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu’l-‘azîze: Tebdîl-i sıfâtdan didiler ki sıfât-ı zemîme-i müntefî vü mün‘adim olur ve dahi sıfât-ı hamîde hâsıl olur. Bu hâsıl olan sıfât-ı hamîde ‘ayn-ı sıfât-ı zemîmedür yâ hamîdiye mübeddel oldı yohsa gayrı sıfâtlar mıdur ki geldi sıfât-ı zemîmenün yirine doldı ve durdı? Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu’l-‘azîz cevâbında buyurdı ki: Sıfât-ı zemîme ve ahlâk-ı reddiye ol muzmahil olup gider dahi sıfât-ı hamîde kâ’im-i makâm olur şöyle ki ma‘siyyet gider tâ‘at gelür ve riyâ gider (73a) ihlâs gelür ve ‘alâ-hazâ sâ’ir sıfât-ı zemîme gider ve sıfât-ı hamîde kâim-i makâm olur.
       Beyt: Nûr-ı ebed be cây-ı zulmet bîş
                 Nûr gired makâm-ı zahmet nîş
Bu beytün ma‘nîsi budur ki nûr gelür mundan öndin olan zulmet yirine ve nûş dutar nîş zahmeti yirini ammâ gönül dahi muncılayındur ki tahtdur ve vücûd memleketdür ve levvâme sıfâtı durur. Zîrâ ki ra’iyyetidür her vakt ki gönül tahtı dîv fermânında oldı hâtem dahi anun elinde olur ve memleketde tasarruf anun olur ve ra’iyyet dahi ana tâbi‘ olur ve cemî‘ sâdır olan a‘mâl-i kabîha olur ve eger şöyle ki gönül tahtını dîv elinden alup ve hâtemi dahi mutma’inneye viresin memleketde tasarruf mutma’inenün ola ve ra’iyyet ana tâbi‘ olur ve her neste ki andan sâdır olur cemi‘ sıfât-ı hamîdedür. Su’âl itdiler  Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu’l-‘azîze (73b) uşbu sözden ki: “hasenâtu’l-ebrâri seyyinâtu’l-mukarrebîne”169 nice olur? didiler. Hazret-i Şeyh cevâbında buyurdı ki: Ebrârlar ki ‘amel iderler gerçi Hakk Te‘âlâ’dan ötürü iderler ammâ cennet ümîdi ile iderler şöyle ki ‘amel ider Hakk Te‘âlâ’ya taparlar farz ile lîkin bir vâsıta getürürler ortaya. Ammâ mukarribler ‘âlî-himmet olurlar. Hakk Te‘âlâ’ya ne kadar ‘amel ki iderler ve ‘ibâdet kılurlar Hakk Te‘âlâ’dan ötürü iderler. Cehennem ‘azâbından korhup itmezler ve yâhud cennet arzû idüp itmezler ve anlar Hakk’un rızâsına teslîm olupdurlar.
       Beyt: Deste-i gül çü konem cemre-i âteş çe bûd
                 Ki merâ ez dü cihân hâk-i ser-i kûy-ı tû bes
Bu beytün ma‘nîsi budur ki bir deste gül ne nestedür yâhud bir avuc odı neyleyem ki mana iki cihândan senün mahallenün topragı yeter. Bir deste gülden murâd  cennetdür ve bir avuc oddan murâd cehennemdür ya‘nî dimek olur ki cenneti cehennemi (74a) n’eylerem ki mana senün rızân yiter ve mukarribler dahi Hakk Te‘âlâ’dan gayrı kimseyi murâd itmezler. Eger murâd idinseler idi mahcûb olurlar idi. Anlarun katında hicâbdan ulu ‘azâb olmaz ve Hazret-i Şeyh yine bir yirde dahi buyurdı ki: Riyâ yimek ism-i günâhdur ve mûcib-i ‘azâb-ı elîmdür ve bir pâre kumaşı ki satarlar iz‘âf u muzâ‘af ile dahi acısını ne kadardur hisâb iderler ve müddet-i mu‘ayyene(y)i hisâb iderler ve bey‘ iderler mu‘âmele itdükleri kişi hod ol nakd ortada olmasa ol kumâşı ol kadar bahâya almazdı. Anlarun bey’ı bâtıldur didi ve Ba‘zı talebe su’âl itdiler ki anlarun taht-ı nassında dâhildür ki “ehale’llahu’l-bey‘a ve harreme’r-ribâ”170  anlarun bey‘ı bey‘dür didiler. Hazret-i Şeyh buyurdı ki bâyi‘ ve müşteri ve şâhidler ve kâtibler hod cemî‘si bilürler ki ol bey‘ün bünyâdı ol fâ’ide üzerinedür ve anun üzerine mukarrer itmişlerdür. Meselâ (70b) eydürler ki: On eşrefî bu kadar fâ’ideye falân vakte degin, dirler ve müddet-i mua‘yyen iderler ve onda hâzır olanlar bilürler ki bu nice nestedür. Ribâ harâm iken getürürler bu sûrete koyarlar ve Hakk Sübhâne ve Te‘âlâ muncılayın hîle(y)i bilmez mi? Bunlarun niyyeti ne idügi onun katında ma‘lûmdur. Ba‘zı kimseler ol meclisde eytdiler ki muna hîle-i şer‘î dirler ve Hazret-i Şeyh eydür: Âh âh âh şerî‘at ol idi ki anda hîle olmazdı. Getürdünüz ana dahi hîle mi katdunız?
       Beyt: İn çunîn hîlehâ-yı gûn-â-gûn
               Hak ne mî dâned u tu mî dânî
    
               Ah ezândem ki perde bordârend
               Ez çunîn ‘ayb-hâyı pinhânî
Bu beytlerün ma‘nîsi budur ki muncılayın dürlü dürlü hîleleri Hakk Te‘âlâ bilmez mi? Lîkin sen eydürsin ki bilür pes âh ol sâ‘atden ki perdeyi getüreler dahi gizlü örtü ‘ayblar âşkâr ola. Su‘âl itdi Hazret-i Şeyh’e Mevlânâ Şemse’d-dîn-i (71a) Tevekkül-i Vâ‘iz Erdebîlî ki bu makâlâtun Fârisî’sin cem‘ idenün üstâdı idi ve hem ‘âlim idi ve ol eytdi ki: Bu hiddetün ma‘nîsi nedür ki “men meşâ me‘a ‘âlimin hatveteyni ve celese ‘indahu celesteyni ve semi‘a minhu kelimeteyni vecebet lehû cennetâni”171  Hazret-i Şeyh cevâbında buyurdı ki: Murâd-ı ‘âlim sâhib-i dildür ki “el mueyyedu min ‘indellah” ma‘nîsi budur ki bir şahs-ı muhlis ki bir ehl-i dil ile iki kadem muvâfakat itse ki ol iki  kademün birisi şerî‘at ve birisi tarîkatdur ve anun nazarında iki katla otursa ol ikinün birisi Allahu Te‘âlâ nehy itdüginden şer‘an ve ver‘an mün‘akid olmakdur ve birisi halvetde ‘alâyık ile ve i‘tirâz  mâsivallah ile mücâhede kılmak ve oturmakdur ve iki kelime ondan işitse ki o kelimenün birisi kelime-i telkîndür ve birisi kelime-i tayyibdür ki “‘ileyhi yes‘adu’l-kelimut-tayyibu”172 ve birisi oldur ki çünki evvelki hâl üzerine ber-karâr u sâbit-kadem olsa anun ahvâl(i) olur (71b) ve ol ahvâlün halli ve tahkîkî olmaz illâ bir ehl-i dilden olur pes ahvâlinün hallini vü tahkîkî mürşidden işide ve işidüginden sonra iştiyâkı terakkîde olur ve vüs’ati dahi ziyâde olur ve hem ol kimseye iki cennet hâsıl olur. “Lillezîne ahsenu’l hüsnâ ve ziyâdetun.” Su’âl itdiler Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu’l-‘azîzle nice dânişmendler ki: ‘Âlimün nevmi hayrludur zâhidün ‘ibâdetünden bu niçe râst gelür? didiler. Hazret-i Şeyh cevâblarında buyurdı ki: Bu söz muhakkakdur belki hadîs-i meşhûr ile sâbitdür ki “nevmu’l-‘âlimi hayrun min ‘ibâdeti’z-zâhidi” 173. Ammâ ‘âlimden murâd  şol kimsedür ki terbiyet-i meşâyih ile anun gönli Hakk Te‘âlâ tevhîdinde zinde olmış ola ve anun kimi ‘âlimün mâdâm ki gözi uyhuda ola gönli Hakk Te‘âlâ’ya münâcâtda olur. Su’âl itdiler Hazret-i Şeyh Safîyyü’ddîn’e kuddise sırrahu’l-‘azîz ki sizün bir tâlibinüzden bir dânişmend (72a) sordı ki: Hızır Peygâmber ‘aleyhi’s-selâmun ‘ilm-i bâtını var idi bir kimi  diledi ve bir oglan öldürdi. Eger sizün dahi ‘ilm-i bâtınınuz var ise ne içün kimse(y)i öldürmeyiz? didi. Hazret-i Şeyh cevâbında buyurdı ki: Niçün eyitmezsüz ki biz peygâmberimiz gitdügi yola gidevirüz eger Hızır Peygâmber ‘aleyhi’s-selâm oglan öldürdi ise dervîşler ölmiş gönülleri dirildür pes dervîşleri rûy-ı Hazret-i Mustafâ sallallâhu ‘aleyhi ve sellem zîrâ ki Hazret-i Resûl mi‘râca sûretile gitdi ve ümmetleri sıfat ile giderler ammâ peygâmber kendü havsalası mikdârınca vardı ve tâlibleri kendü havsalası mikdârınca varurlar zîrâ ki doganun lokmasını serçe yiyemez.
       Beyt:  Be-kadr-i havsala-i hîş dâne çend mûrg
                Be-‘usfûr netevân dâd ta‘m-ı şehbâz
Bu beytün ma‘nîsi budur ki her kuş kendü havsalası mikdârınca dâne yir. Doganun  (68b) lokmasını götürüp serçeye virmezler. Su‘âl itdiler Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu’l-‘azîz(e) ki: Tâlib-i menâzil kat‘  itdüginden sonra dahi mertebe kalur mı yohsa kalmaz mı? Hazret-i Şeyh cevâbında buyurdı ki: İki neste dahi kalur biri oldur ki tâlib bile ki makbûl-ı Hazret oldı mı yâhud olmadı mı ve biri dahi oldur ki genc geleydi kendüye ısmarlandı mı yâhud umarlanmadı mı? Eger ana geleydi dabşurladı ise iş tamâm olur ve dahi mertebe kalmaz.Yine bir gün Mevlânâ Yûsuf-ı Germûdî ve Pîre Emîr ‘Alî Hazret-i Şeyh huzûrında otururlar idi  Mevlânâ Yûsuf su‘âl itdi ki: Yâ şeyh tâlibler ve tevbekârlar ki ümmîlerdür ya‘nî ba‘zı tâlibler vardur Türk ve Tâcîkdürler çünki Kelâmullah işidürler ihtiyârsız gâh olur ki na‘ra ururlar ve ‘Arabiyyet ohumamışlardur ve ma‘a-hazâ ‘Arabî bilmezler ve ne hod (69a) bilürler ki bu ohunan âyet-i havfdur ve ne bilürler ki âyet-i recâdur. Bize ‘aceb  gelür bunlarun ahvâli didiler. Hazret-i Şeyh cevâbında buyurdı ki: Egerçi anlarun dilleri Türk’dür yâhud ‘Acem’dür ve kendüleri ümmîdür velî anlarun gönülleri ‘Arabî’dür ve cemî‘ dillere bitüşür zîrâ ki gönül ‘Arabî’dür ve Kelâmullah dahi ‘Arabî’dür. Hikâyet: Pîre Zeynü’d-dîn eydür: Bir g

Not: 36. SAYI - Kis 2005

Cumartesi, 01 Aralık 2007 10:09 tarihinde güncellendi
 

Giriş Formu



Paylaş

Facebook MySpace Twitter Digg Delicious Stumbleupon Google Bookmarks RSS Feed 

Beni Twitter`da takip et

bottom

Temel Güç Joomla!. Designed by: Joomla Theme, what is multiple dns. Valid XHTML and CSS.

Bu sitede kullanılan yazılar, resimler veya görüntüler izin alınmadan KOPYALANAMAZ veya KULLANILAMAZ.
Copyrights © 2012 WWW.SAHİBRAHİMVELİ.COM, Tüm hakları saklıdır.