|
Bu yazıda İran’da Kitabhâne-i Âsitân-ı Kuds yazmaları arasında “Tezkire-i Şeyh Safiyyüddîn” adıyla kayıtlı eser, Latin harflerine çevrilmiştir. Yazmanın istinsah tarihi belli değildir. Vakıf kaydı, H 1145 (M 1732-33) olduğuna göre, bu tarihten önce istinsah edilmiş olmalıdır. 145 varakta 14 satırda, nesih hatla istinsah edilen yazmanın bazı varakları eksik ve düzensizdir. Azerî Türkçesinin dil özelliklerinin görüldüğü yazmanın gerek istinsah tarihinin eskiliği gerekse mevcut Safî buyruklarının bir çoğuna göre hacimli olması, üzerinde inceleme yapılmaya değer önemli bir nüsha olduğunu düşündürmektedir.
Anahtar Kelimeler: Şeyh Safî Buyruğu, yazma eser, harf aktarımı
ABSTRACT
Commands are important written sources including Alevi-Bektashi’s beliefs, wordship and social relations. Sheik Safi Command has a different place between these commonds. In this writing the work of art registered with the name of ‘Tezkire-i Sheikh Safiyyüddin found between the manuscripts of Kitabhane-i Asitan-ı Kuds in Iran is translated into Latin letters. When the manuscript is written is not known. As its date of record is 1732-33,it must have been written before this date. Some parts of the manuscript written in 145 sheet, 14 line and with a kind of style called nesih hat are incomplete and out of order.The manuscript which has the same pecularities with Azerî Turkish is worth searching as its date is old and as it is bulky when compared with many Safi commands.
Key Words: Sheikh Safi Command, hand written manuscript, letter transfer.
Giriş
Buyruklar, Alevî-Bektaşîlerin inanç, ibadet ve sosyal ilişkilerini içine alan önemli yazılı kaynaklardır. Mevcut buyruklar içinde, Şeyh Safiyyüddîn Buyruğu en tanınmış olanlarındandır. Literatürde “Safî Buyruğu” ve “Şeyh Safî Menâkıbı” olarak da geçen buyruğun bir çok nüshası mevcuttur. Ancak bu nüshaların edisyon-kritikli metni henüz hazırlanmadığı için ilk Safî Buyruğu veya Safî Buyruğu nüshaları hakkında kesin bilgiler yoktur1.
Aşağıda Latin harfli olarak verilen Safiyyüddîn buyruğu, İran’da Kitâbhâne-i Âsitân-ı Kuds yazmaları arasında “Tezkire-i Şeyh Safiyyüddîn” adıyla kayıtlıdır. Eser, 145 varakta, 14 satırda nesih hatta istinsah edilmiştir. İstinsah tarihi belli olmamakla birlikte vakıf kaydı H1145 (M1732-33) tarihlidir. Bu sebeple H1145’den önce istinsah edildiği kesindir. Yazmanın gerek istinsah tarihinin eskiliği gerekse şu an mevcut Safî buyruklarının bir çoğundan hacimli olması hasebiyle önemli bir nüsha olduğu düşünülmektedir.
Çalışma, CD’ye aktarılmış metin üzerinden yapılmıştır. Nüsha, eksik ve bazı varakların sırası düzensizdir. Bu problemlerin yazma nüshada olduğu düşünülmektedir. Ancak aksaklık, yazmanın CD’ye aktarımı sırasında da meydana gelmiş olabilir. Metin yayına hazırlanırken düzenlenmeye çalışıldığı için yazma numaraları her zaman birbirini takip etmemektedir.
Eserde Âzerî Türkçesi’nin dil özellikleri görülmektedir. Metnin imlâsına müdahale edilmemiştir. Ayet, hadis ve kelâm-ı kibar kabilinden Arapça ibarelerle Farsça beyitler italik dizilip, Arapça ibarelerin Türkçe açıklamaları dipnotta verilmiştir2.
Metin3
(1b) Şükr ü sipâs-ı bî-had ol pâdişâhlar pâdişâhına olsun ki envâ‘-ı kâ’inâtı halk itdi ve senâ-yı bî-‘add ol lem-yezel ve lâ-yezâle gelsün ki esnâf-ı mahlûkâtı ‘âlem-i ‘ademden ‘âlem-i vücûda getürdi ve çoh çoh şükrler ol pâdişâhlar pâdişâhına olsun ki sâ’ir mahlûkât ortasından zât-ı insânı tahsîs itdi ve çoh durûd u salâvât-ı zâkiyât ol seyyîd-i kâ’inâta ve hulâsa-i mevcûdâta olsun ki Hazret-i Muhammed Mustafâ’dur sallallâhu ‘aleyhi ve âlihi ve sellem meb‘ûsdur şerâyi‘-i ahkâm u İslâm’ı beyân itmek içün ve dahi anun âline ve evlâdına ve ehl-i beytine olsun ki tayyîbler ve tâhirler ve ma‘sûmlardur ki “kâle resûlullâhi sallallâhu ‘aleyhi ve sellem ela inne yenferidu seb‘ûne bâben ednâhâ imâtatu’l-ezâ ‘ani’t-tarîki ve alaha şehâdetü en lâ-ilâhe illa’llâh”4 ya‘nî kemter-i îmân deniyyâtı terk eylemekdür ve a‘lâsı lâ ilâhe illa’llâh dimekdür ammâ ba‘d bilgil (2a) bu zikr olan bâb tezkîrenün dördünci bâbıdur ki Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu’l-‘azîzün mübârek kelîmâtlarundan ve tahkîklerindendür altı fasl üzerine. Evvelki fasl kelâmu’llah-ı mecîd âyetlerinün tahkîkleründendür ki Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu buyurmışdur evvel dahi iki kısma münkasımdur. Evvelki kısm su’âl ü cevâbda, ikinci kısm âyetler fevâidindedür. İkinci fasl Hazret-i Peygâmber sallallâhu ‘aleyhi ve sellem hadîsi ile su’allerdür ki ol Hazret’den sorupdurlar iki vech ile. Evvelki vech ahâdis-i hazret-i nebevî ma‘nîsin bildirür ikinci vech su’âllerdür kim ol mürşîd-i kâmil Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu’l-‘azîzden sorupdurlar ve anlara “vemâ yentıku ‘ani’l-hevâ”5 delîl ile cevâb-ı sahîh virüpdür. Üçünci fasl tahkîkât-ı hâlât-ı insân beyânındadur. Dördünci fasl tahkîkât-ı ebyât-ı meşâyihler beyânındadur. Beşinci fasl zevâcîr ü nesâyih kelîmâtındadur. Altıncı fasl mensûre kelimâtındadur ki cüz’i söz ile (122b) istihsân ve tahsîn itdiler ki sözi tahkîk gâyet vüzûhda söylemek letâfetdür. İkinci fasl şundandur kim Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kaddesallâhu sırrahu’l-‘azîz mutlaka âyet-i kelâm üzerine fevâid buyurmışdur. Hazret-i Şeyh Sadrü’d-dîn revvahallâhu rûhahu rivâyet ile. Fâ’ide: Hazret-i Şeyh buyurdı bu âyetden ki “meselen kelimeten tayyibeten ki-şeceratin tayyibetin asluhâ sâbitun ve fer’uhâ fi’s-semâ’i”6 kelime-i tayyibe kelime-i lâ ilâhe illallâhdur. Çünki kelime-i tevhidün devâmı ola anun devâmı ile gönül yeri yumuşag olur ve kâbil olur ve anda bir kök biter ve nefsün kökini kazar gidürür. Şöyle ki bir haste nâfiè şerbet içe anun derdini maddesiyle ve kökiyle giderür ve ol şerbet-i müfîd olur. Şöyle ki tefsîrde mezkûrdur ki: “Kâle inne’ş-şeytâne vâzi’ûn hortumehû ‘alâ kalbi ibn-i Âdeme fe-izâzeker’allâhe hanese ve izâ nese’llâhe iltekame kalbehû”7 ve bir tefsirde (123a) dahi mezkûrdur ki “e’ş-şeytânu câsimun ‘alâ kalbi’l-insâni fe-izâ zeker’allâhe te’ehhera ve vellâ ve in race’a ve gafele vesvese ileyhi”8 ve bir rivâyetde dahi gelmişdür ki “ve izâ zekera’llâhe hanese ve izâgafele vesvese ve kâle’l-hannasu lehû hortûmun ke-hortûmi’l-kelbifî sudûri’l-insâni fe-izâ zekera’llâhe hanese”9 ya‘nî şeytânun burnı şol kelb burnı kimidür, gönle ol hortumı dolaşdırmışdur. Çünki Hazret-i Hakk Te‘âlâ’yı zâkir zikr ider ol epsem durur ammâ ve “fer’uhâ fi’s-semâ’i”10 ma‘nîsi budur ki çünki gönül yerinde kelime-i tayyibenün köki ola lâ-cerem ol tâlib eflâke çıhar, ya‘nî suèûda terakkîè ider ve makâmına ve müstekarrına yetişür şöyle ki ana hergiz hicâb olmaz.
Beyt: Nihâl-i bâg-ı dâg-ı mâ çü ber gerdûn ser-efrâzed
Be-bergî sad çemengâh-i dü ‘âlem sâye endâzed
Bu beytün ma‘nîsi budur ki menüm dâgımun bâgı dalları ya‘nî şâhları çünki göge yetişe anun bir yapragı iki ‘âlemün çemengâhına sâye (123b) burahur. Murâd bu beytden budur ki gönülde çünki kelime-i tevhidün devâmı ola dahi ‘amel-i sâlih asıl makâmına ve müstekarrına ulaşa iki ‘âlemün râhatı anda tufeyl olur “ve’l-‘amelu’s-sâlihu yerfe’uhû”11 ma‘nîsi oldur ki kelime-i tayyibe-i tevhîddür ‘amel-i Sâlih ref‘ ider Hazret’e ulaşdırur ol ‘amel makbûl olur. Şöyle ki şâ‘ir diyüpdür
Beyt: Murg-i dil her geh ki be’kşâyed be-kûy-ı dost bâl
Âşiyân-ı hod ne-sâzed cüz ki der-kûy-ı visâl
Bu beytün ma‘nîsi budur ki gönül kuşı her vakt ki dost kanadın açar anun yeri yuvası olmaz illâ visâl dalınun üzerinde. Fâ’ide: Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu “ve limen hâfe mekâme rabbihî Cennetâni” 12 âyetinde buyurdı ki şol kimse ki Hakk Te‘alâ’dan korhar ana iki cennet olur ya‘nî zâhirde korha dahi Allah Te‘âlâ nehy itdügi nesteyi terk itse ve bâtında korhsa dahi mâ-sivâ’llahdan i’tirâz itse ana iki cennet olur. (124a) Biri zâhir korhusınun ‘ıvâzı ki ol cennet zâhirdür ki anda yimek ve içmek ve şehvet olur ve birisi bâtın korhusınun ‘ıvazı ki ol cennet bâtınîdür ol lezzet-i müşâhede-i visâldür.
Beyt: Mâ-verâ-yı ravza-i Firdevs-i mâ-râ cennetîst
K’ender ân cennet-i bîrûn ez mâ mü’min-i hoş èişretîst
Bu beytün ma‘nîsi budur ki ravza-i Firdevs’den ilerü mana bir cennet var ki menüm anda hoş ‘işretüm vardur ol cennet, cennet-i visaldür ve Hakk’un likâsını gönül göziyle müşâhede itmekdür ve ma‘rifet-i basîret ile dîdârın münâzara kılmakdur. Fâ’ide: Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-din kuddise sirruhu “senurîhim âyâtinâ fi’l-âfâki ve fî enfusihim”13 âyetinde buyurdı ki her neste ki Hazret-i Hakk Te‘alâ âfâkda yaratmışdur ‘âlem-i ‘ulvîde ve ‘âlem-i süflîde ne ki izhâr itmişdür. Anun mislini nefs-i insânda bend itmişdür. Lîkin nefs hicâbı ortadadur vaktâ ki bu hicâbı nefs ortadan götürüle (130b) Hazret-i Hakk Te‘âlâ anı götürdi ammâ mesh-i bâtınî vardur ki bir kimse bâtında yırtıcı cânavar sıfatında olsa girü gazab key dünyâda kat‘ idüp gidermese kendüden kıyâmet gününde arsagâh “yevme tuble’s-serâiru”14 ol sûret ile kopar. Şöyle ki kimse inciden mûziler ve zâlimler kelb sûretinde kopalar ve ribâ-hârlar ve zâniler hınzîr sûretinde kopalar ve halâyıka mekr ü hîle idenler vekîle ri‘âyet itmeyenler ayu ve maymûn sûretinde kopalar ve mâl cem‘ idenler sıçân sûretinde kopalar ve enbârdârlar karınca sûretinde kopalar ve mütekebbirler uşacuk karınca sûretinde kopalar ve riyâ iden sûfîler çetûk sûretinde kopalar “el‘ıyâzu billâhi min cemî‘i zâlike”15 ve munun üzerine her kimse ki tabaka-i günâhkârlardan ki yırtıcı cânavarlarun hansısıylan muttasıf oldı ise dünyâda, her biri dâr-ı âhiretde ol cânavar sûretinde kopar ve ba‘zı ehâdis ki mervîdür bu söze muvâfıkdur. Şöyle ki İhyâ-yı (131a) ‘Ulûm’da mezkûrdur ki halâyık bir birini dünyâda âdem sûretinde görmişdür kıyâmetde âdem sûretinde görmeyicek kaçarlar. Su’âl itdiler Hazret-i Şeyh’e uşbu âyetden ki “innallâhe eşterâ mine’l mu’minine enfusehum ve emvalehum bienne lehumul cennete”16 ya‘nî eyitdiler: Sebeb nedür ki Hazret-i Hakk Te‘âlâ mü’minlere cennet virüp mâllarını ve nefslerini satun alup gönüllerin almadugına didiler. Cevâb: Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırruhu buyurdı ki: Şundan ötrü ki gönül hod Hazret-i Hakk Te‘âlâ’nun hâssasıdur ve kabza-i kudretindedür. Lâkin nefsde serkeşlik ve enâniyyet var idi. Hakk Te‘âlâ diledi ki nefsi dahi mukayyed ide ve kendüye mutî‘ ide tâ ki ol nefsün boynı kullug ipi baglu ola.
Beyt: Ber-nâsiye ki dâg şâhî be-nehed
Ez rebka-i rakk nefs-i âzâd şeved
Su’âl itdiler Hazret-i Şeyh’e işbu âyetden ki “innâ ‘aradnâ el- emânete”17 (127b) ‘ale’s-semâvâti ve’l-arzi ve’l-cibâli fe ebeyne en yehmilnehâ ve eşfekne minhâ ve hamelehâ’l-insânu innehû kâne zalûmen cehûlâ”18 ve eyitdiler ki: İnsân zaèîf iken ki ve “hulika’l-insânu za‘îfen”19 gökler ve yerler ve daglar götürmedügi nesteyi nice götürdi ve çünki götürdi Hazret-i Hakk Te‘âlâ bunlara niçün “zalûmen cehûl”20 didi. Cevâb: Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu cevâbında buyurdı ki: Mevcûdâtun ya‘nî yaradılmışun öründülünmişi insândur ve insânun öründülünmişi gönül durur ol emânet ki anı Hakk Te‘âlâ göklere ve yerlere ve daglara ‘arz itdi ol bir şerîf nestedür ve ol şerîf nesteyi götürmege pes bir şerîf neste gerek. Ol gönüldür ve bu gökler ve yirler ve daglar ki anı götürmekden ibâ ve ittifâk itdiler. İnsânda olan hakîkat anlarda yohidi ve bilmediler lâ-cerem emâneti götürmege kudretleri yetmedi ve gönül ki mazhar-ı Hakk’dur, insânda var idi, tâkati oldı (128a) götürmege, götürdi. Şöyle ki hadîs-i kudsî ile sâbit olmışdur “mâ vesi’anî arzi ve lâ semâ’i velâkin vesi‘ani kalbu ‘abdiye’l-mu’min”21 ammâ Hakk Te‘âlâ insâna “zalûmen cehûl”22 didügi anun içündür ki ervâh-ı beşer ol ‘âlemde emânete ‘âlim ve hâzır idi çünki Hakk Te‘âlâ anı ecsâma müteèallık kıldı ya‘nî ‘alâyık-ı bedeniyye ile müngamis kıldı ve kedûrât-ı tabièiyye mükedder itdi. Anlara gaflet ve nisyân târi oldı bir vech ile ki emâneti unıtdılar, lâ-cerem cehûl oldılar. Eger cehûlde müstemirr olsalar kendülerdeki emânete ma‘rifet tahsîl idüp idrâk itmeseler ol emâneti nefslerine zulm itmiş olurlar ve zâlim olurlar ve Hazret-i Hakk Te‘âlâ’ya cevâb viremezler ve anun katında rüsvây olurlar emâneti ri‘âyet itmemek sebebi ile. Pes çünki ma‘rifet hâsıl itmedi hem câhil oldı ve hem zâlim. (128b)
Beyt: Ez ezel der-halk-ı dil tavk-ı emânet besteîm
Tâ-ebed ber-gerden-i cân bâr-ı ‘ışket mî-keşîm
Hâk-i mâ tâ cür‘a-i ez câm-ı ‘aşk-ı dost yâft
Tâ be bezm-i vasl ez sevdâ-yı ân mey ser-hoşîm
Bu beytlerün ma‘nîsi budur ki ezel gününden berü emânet tavkınun halkasında bagluüvüz. Tâ ebede degin cân boynı üzerine yükini çekerevüz tâ topragımuz senün ‘aşkun câmından bir cür‘asın buldı tâ visâlün bezmine degin ol meyün sevdâsı ile serhoşevüz. Meşâyihün bu mahalde tahkîki budur ammâ ehl-i zâhir bu âyete bir niçe i‘tirâz iderler. Evvel bu ki “innâ ‘araznâ’l-emânete âle’s-semâvâti ve’l-arzi ve’l-cibâlu”23 didüginden câyiz olmak Hakk Te‘âlâ’nun teklîfi ma-lâ yutâk anlanur. Zîrâ ki ‘arz emânet semevâta ve ‘arza zeviyyu’l-èukûlda iken teklîfi bi-kadri’l-vüsèdur didügi âyete muhâlif olur. İkinci budur “fe-ebeyna en yehmilnehâ ve eşfakna minhâ”24 nun ma‘nîsi budur ki gökler (129a) ve yirler ve daglar Tengri Te‘âlâ’nun ‘arz itdügi emâneti götürmekden ibâ ve ittifâk itdiler çünki bu semevât ve ‘arz ve cibâl zeviyyü’l-‘ukûlden degüldür. Nice ibâ ve ittifâk itdiler ki ibâ ve ittifâk hod sâdır olmak mümkin degüldür ille’z-zeviyyü’l-‘ukûlden. Nitekim sâhib-i Keşşâf Keşşâf’ında bu iètirâz-ı cevâb ile getürmişdür ve cevâblarını bu mahalde ziyâde tafsîl itmege ihtiyâc yohdur. Su’âl itdiler Hazret-i Şeyh’e işbu âyetden ki “summe enşe’nâhu halken âharan”25 halk-ı âherden murâd ne nestedür? didiler. Eger cism ise bes etvâr-ı halk-ı insân itdüginden bu evvel gerek idi ki “velekad halakna’l-insâne min sulâletin min tînni. Summe ce’alnâhu nutfeten fî karârin mekînin sümme haleknâ’n-nutfete ‘alekaten fe-haleknâ’l-’alekate muzgaten fe-halekna’l-muzgate ‘izâmen fekesevnâ’l-’izâma lahmen”26. Pes çün etvâr-ı hilkat temâm oldugından sonra buyurdı ki “summe enşa’nâhu halken âharen”27. Pes maèlûm oldı ki halk-ı âherden murâd cism degül imiş ve rûh hod degül imiş. Zîrâ ki (137b) küllî ma‘nî gösterür sultânu’l-muhakkikîn ve mürşidü’s-sâlikîn ve hâdiyyü’t-tâlibîn ve kâmilü’l-‘ârifîn melceü’l-mü’minîn ve recâ’ü’l-mahabbetînü’s-sultân şeyh sadrü’l-millet ve’d-dînü’s-Safevîyyü’l-Hüseynî kuddisesırrahu’l-‘azîz rivâyet ile. Su’âl itdiler Hazret-i Şeyh’e işbu âyetden ki “elâ inne evliyâallahi lâ havfun ‘aleyhim ve lâhum yahzenûne”28 ve bu hadisden ki “el muhlisûna ala hatarin azim”29 ya‘nî bu ikisi nev‘inün ortasında muhâlefet vardur birinde kaygu yoh dimek ile ve birinde korhu var dimek ile. Cevâb: Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu cevâbında buyurdı ki: “el-muhlisuna ‘ala hataren ‘azîmin”30 anlarun hakkındadur kim nefs-i ‘alâyıkın kesmişler ola ve andan halâs bulmışlar ola lîkin hatarda olalar nefsün mekrlerinden ve hîleleründen ve korhularundan. Korhuda olalar şundan ki ‘ömr vefâ itmeye tâ asl-ı matlûba yetişeler.
Beyt: Dil-hâ-yı muhlisân-ı cihân pür-hûnest
Tâ maksad-kâr hâl her-yek çünest
Bu beytün ma‘nîsi budur ki cihân muhlislerinün gönli dopdolu kandur ammâ maksûda irmekliklerün hâli nicedür? Meselâ (138a) şol kimse kimi ki hacca kasd eyledi. Eger ol kimse ehl-i beyti ve oglanları men‘ itseler anlarun sözin işitse maksûdından girü kalur. Eger bu mevâni‘a mukîd olmasa maksûda yüz dutsa ve Mekke yolına kadem bassa bu ‘alâyıkdan halâs bulur, lîkin yol kesici harâmîlerden emîn olmaz. Şundan ki zâd u râh tâ Mekke’ye varınca kifâyet itmeye veyâ şundan ki yolda hasta ola ‘ömr vefâ itmeye emîn olmaz, hatardadur, mâdâm ki yoldadur çünki Ka‘be’ye yetişdi bu korhulardan emîn olur ve bu mübtedî hâlidür.
Beyt: Beyâbânî ki hûn-hâr u hatar nâ-kes u nâ-refte
Harîm-i Ka‘be nâ-dîde kücâ emîn tevân bûden
Ma‘nî: Harâmî olsa ger yolda sefer ehli hatarda olur, Harîm-i Ka‘be görmeyen haçan emîn olısardur. Bu beytün ma‘nîsi budur ki her yolda ki harâmî ola yolda munca havf ü hatarlar olur. Ol yola giden kimse munca havfda ve hatarda olur tâ (138b) menzile irişince, çün menziline irişdi emîn olur, ammâ ahvâl-i bâtında çün sûfî kayd-ı nefsden halâs buldı ve anun ‘alâyıkından kurtıldı ve ‘alâyık-ı nefsânî vü şeytânî kat‘ itdi ve kademini sırâtü’l-müstâkîme koydı ya‘nî dogrı yola gitdi ve âyete muvâfakat itdi ki “ve inne hazâ sırâanı müstakimen fet’tebiuhu” 31dür ol sûfîye sâir yollardan ki şeytân ‘aleyhe’l-la‘net yollarıdur “ve lâ tettebiu’s-subule feteferraka bikûm an sebîlihi”32 dilemişdür ve havf-ı hatar vardur ki “‘an abdullahi bin Abbas radiyallâhu ‘anhu kâla hattan lanâ resûlullâhi hatta kâla hâzâ sebillullahi summe hatta hutûten an yemînihi ve şimâlihi kâle hazâs-subulun’âlâ kulli sebilin minhâ şeytânun yedû ileyhi ve kara’a ve enne hezâ sırâtî mustakimen fettebiûhu ve lâ tettebiûssubule feteferraka ve bikûm ‘an sebilihi”33 ya‘nî hadîsün ma‘nîsi budur ‘Abdullah ibnü ‘Abbas eydür: Bir gün Hazret-i Resûl sallallâhu ‘aleyhi ve sellem bir yirde ve bir dogru hat çekdi ve eyitdi: “İşbu Allahu Te‘âlâ yolıdur” ve andan sonra (139a) evvel hattun yanına çoh hatlar çekdi ve eyitdi ki: “İşbunlar dahi yollardur ve bu yollarun her birisinde bir şeytân vardur ki tâlibi ol yola kulavuzlar”. Pes ol sebebden buyurdı ki: “ve inne hazâ sırâanı müstakimen fet’tebiuhu”34 ya‘nî “Ol çekdügüm dogrı yoldur, ana mütâba‘at idün ki “ve lâ tettebiu’s-sübüle feteferraka bikûm an sebîlihi”35 ya‘nî ol sonra çekdügüm hatlar şeytân yollarıdur, ana mütâba‘at itmen”. Pes bu mahalde Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu’l-‘azîz inşâ idüp bu beyti buyurdı ki:
Beyt: Ez der-i dervâze-i lâ tâbdâru’l- mülk-i şâh
Sad hezâr ü hefsad u heftâd râh u rehzen est
Bu beytün ma‘nîsi budur ki tahkîk munı nazar-ı ‘akl ile mümkin degüldür. Ammâ zâhir ma‘nîsi budur ki lâ dervâzesi kapusından şâhun mülki evine yüz min dahi yedi yüz yetmiş yol vardur ve her yolda bir harâmî vardur, ammâ ol ki lâ dervâzesi kapusından şâhun mülki evine (135b) degin didügi bu ola ki meselâ tâlib kelime-i tevhîdi dimege başladı ki mürekkebdür nefy ile isbâtdan. Lâ dervâzesi didügi nefy-i mâ-sivallah ola. Şâh didüginden murâd Bârî Te‘âlâ ola ve şâhun mülki didügi isbât ola. Muhassal bu ola ki nefyden isbâta varınca yüz min dahi yedi yüz yetmiş yoldur ve ne kadar ki sâlik yoldadur havfda hatardadur tâ maksûd-ı visâle yetince, ammâ çünki sâlik kademini harem-i visâlde ki kodı “ve inne ilâ rabbike’l muntehâ”36 oldı ya‘nî emîn oldı cemî‘ havf u hatardan “ve men dahala kâne âminen”37 ve ol yollar ki anda şeytân olurdı, ol yollardan halâs buldı ve “zümre-i elâ inne evliyâallahi lâ havfun aleyhim ve lâ humyehzenun”38 oldı ammâ havf u hatar ki anlarun gönüllerinden gider dünyânun ve dünyâda ne var ise anun ve ahiretün havf u hatarıdur. Ammâ Hakk Te‘âlâ’nun havf u haşyeti anun (136a) gönlünde dahi ziyâde olur ve ne kadar ki tâlibe ma‘rifet ziyâde ola, Hazret-i Hakk Te‘âlâ’nun havf u haşyeti dahi ziyâde olur. Şöyle ki Hazret-i Resûl buyurmışdur: “ ve inni lâ a‘lamahum billahi ve eşedduhûmlehu haşyeten”39 ve bu hadîs Hazret-i Resûl sallallâhu ‘aleyhi ve sellem kendünün havf u haşyetin ziyâde idügin bildürür. Eger Hazret-i Hakk Te‘âlâ’dan havf olmasa ol kimse ziyânkâr olur “neûzubillahi felâ ye’menumekerallahi ille’l- kavmü’l hâsirûn”40. Su’âl itdiler Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu’l-‘azîz işbu âyetden ki “feman kane yercû likâe rabbihi fel ya‘mel ‘amelen sâlihan”41 bu ayetün ma‘nîsi budur ki her kimse ki Hazret-i Hakk Te‘âlâ’nun dîdârın taleb ider ‘amel-i sâlih işlesün. Ol ‘amel-i sâlih ki Hazret-i Hakk Te‘âlâ’nun görmege sebebdür. Ol nice ‘ameldür? didiler. Cevâblarında Hazret-i Şeyh kuddise sırrahu buyurdı ki: ‘Amel-i sâlih iki nev‘dür: Birisi zâhir-i suverîdür ve birisi bâtın-ı ma‘nevîdür ve ‘amel-i zâhirî oldur ki farîzaları (136b) ve sünnetleri yerine getüresin ve andan sonra Allah’ınun kullarından kimse incitmeyesin ve senden bir fi‘l sâdır olmasa ki halâyıkun nefsine andan ziyân gele ve andan dîniye ziyân ider ve bu ‘amel-i sâlih suverîdür. Ammâ salâhiyet-i bâtın-ı ma‘nevî oldur ki kalbini nefsün fesâdından salâha getüre ve şol hicâb ki sâliki matlûba vasl olmakdan men‘ ider ol nefsdür ve çün sâlik nefs hicâbını ortadan götüre, gönül âyinesin pâk ide. Lâ-cerem Hazret-i Hakk Subhâne ve Te‘âlâ’nun dîdârın müşâhâde itmege ümmid-vâr ola.
Beyt: Şeb-hâ eger şebistân-ı visâlet cân hicâb âyed
Be-cânet ki’n hicâb-ı cân hîş ber-dârem
Bu beytün ma‘nîsi budur ki eger senün visâlün gicelerinde cân hicâb olursa senün cânınun hakkı içün bu cân hicâbını ortadan götürem.
Beyt: Visâlün gicesinde ger hicâb olursa bu cânum
Hayâtun hakkı içün geçerem cân hicâbından
(137a) Su’âl itdiler işbu âyetden Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu’l-‘azîz(e)42 ki: “ve in tubdu mâ fî enfusikum ev tuhfûh yuhâsibkum bihillâhu”43 ve şol hadîsden ki sahîh rivâyet olınur Hazret-i Resûl’den sallallâhu ‘aleyhi ve âlihi ve sellem “innallahe tecâveze an ummeti ma vesvesehu sudûruhâmâ lem ta‘meul bihi ev tetekellem”44 ya‘nî âyet ma‘nîsi budur ki nefsden her neste ki zuhûra gelür gerek âşikâre olsun ve gerekse gizlü Hazret-i Hakk Te‘âlâ onı hesâb ider ve hadîsden ma‘lûm olan oldur ki her neste ki nefsde ola ve dahi ‘amelegetürmiye ya‘nî izhâr itmeye, Hakk Te‘âlâ andan geçer. Pes bu iki nassun ortasında muhâlefet bulundı, didiler. Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu’l-‘azîz didi ki: Halâyık iki nev‘dür birisi ebrârlar ve birisi mukarriblerdür. Eger ebrârlar gönüllerinden geçürseler, ammâ kavle ve fi‘le getürmeseler (133b) ve zâhir şer‘i ri‘âyet itseler Hakk Te‘âlâ onı anlardan hesâb itmeye ve hadîsden murâd anlarun hakkındadur ki “innallâhe tecâveze‘ân ummeti tâ ahara” 45 ammâ mukarribler ki Hazret-i Hakk Te‘âlâ ‘dan gayrı neste gönüllerine getürseler ki mâ-sivallahdur, ‘azâb-ı bu‘d ile mu‘azzeb olurlar. Zirâ ki mukarribler Hakk Te‘âlâ’dan ma‘rifetin tahsîl ve hâsıl itmişlerdür ya‘nî Hazret-i Hakk’dan ırag olmag ‘azâbı ile mu‘azzeb olurlar kim “yuhasîbkum bihillahu”46 onlarun hakkındadur ve mukarriblere Hakk’dan ırag olmag katı ‘azâbdur.
Beyt: Getürse gönline gayrı mukarreb
‘Azâb-ı bu‘d ile olur muazzeb
Hazret-i Şeyh’e su’âl itdiler işbu âyetden ki “yâ eyyetuhennefsü’l mutma’inneirc’i ilâ rabbiki râdiyeten merziyeten fedhulu fi’ibâdi ve’d-huli cenneti”47. Ya‘nî ol cennet ki Hazret-i Hakk Te‘âlâ’ya muzâf olmışdur, ol ne cennetdür, didiler. Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu buyurdı ki: Nefs-i mutma’innenün iki sıfatı (134a) vardur; birisine sıfat-ı râziyye dirler ve birisine sıfat-ı maraziye dirler ve cennet dahi iki nev‘dür, cennet-i hâsdur ve cennet-i ‘âm oldur ki anda yemek ve içmek ve şehvet var ola ol ‘âm kullar içündür ki ana müstahakk olmışlardur. Ammâ cennet-i hâs oldur ki Hazret-i Hakk Te‘âlâ’nun zâtına mensûbdur “ve’d-hulî cenneti”48 didügi oldur,ol hâs kullar içündür. Ya‘nî ol likâdur ve müşâhededür anda yemek ve içmek olmaz. Su’âl itdiler Hazret-i Şeyh’e işbu âyetden ki “Allahu yeteveffâ’l-enfusa hîne meftihâ velletî lemtemut fi menâmihâ fe yumsiku’lletî kadâ aleyhâ’l-mevte ve yürsilul uhra ilâ ecelin musamma”49 ya‘nî ol nefs ki hâlet-i mevtde olur nice nefsdür ve ol nefs ki hâlet-i mevtde olmaz nice nefsdür ve ol ki hâlet-i menâmda olmaz nice nefsdür, didiler. Cevâb: Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu buyurdı ki: Ol nefs ki hâlet-i mevtde olur, ol cisimdür ve bedendür ve ol nefs ki hâlet-i mevtde olmaz, (120b) her ‘alâmet ki âfâkda vardur ol nefsde peydâ olur ve ma‘rifet-i eşyâ hâsıl olur. Pes Hakk’un hakîki ana zâhir olur.
Rubâ‘î: Ser-nâme-i nüsha-i hakîkat dânî
K’ân ders zi levh hoş în mi hânî
Çün subh zi âfâk u zi enfüs be-demîd
Hakkiyyet-i hakk çü rûz-ı rûşen dânî
Bu beytlerün ma‘nîsi budur ki hakîkat nüshasınun ser-nâmesin bilemen. Şundan ötürü ki ol dersi kendü gönlünün levhinde ohırsın çünki âfâkdan ve enfüsden subh doga, ya‘nî bir alâmet pertevi zâhir ola, ol Hakk’un hakîki şol rûşen gün kimi göresin. Fâ’ide: Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu “Allâhu nûru’s-semâvâti ve’l-arzı meselu nûrihî kemişkâtinfîhâ misbâhun e’l-misbâhu fî zucâcetin e’z-zucâcet”50 âyetinde buyurdı ki: Bu âyet-i tefsîr, insândadur “fîhâ misbâhun” ya‘nî ol mişkât ki bedendür, anda bir çerâg vardur. Ol çerâg anun setridür, çünki beden-i insânda çerâg oldı, ol çerâg bir niçe nesteden (121 a) lâ-büddür ki kıyâm bula. Evvel bir tarafdan lâ-büddür ki ana yag koyalar. İkinci yag gerekdür tâ çerâg rûşen ola ve dahi zücâce ki âyetde mezkûrdur, gönüldür ve ol yag ki mezkûrdur. Ol zeytûnedür ki şecere-i mübârekdendür. Şarkî degül ve garbî degüldür. Ol şecerenün aslı rûh-ı peygamberdür ‘aleyhi’s-selâm ve fer’i sâir ervâh-ı insândur. Bes gönül pertevi rûşen olması ol çerâgdandur. Zeytûn vâsıtasıyla ya‘nî her vakt ki çerâg zücâceden ola, ol sırâca münevver olur elbette ol sırâca münevver olması vâsıtasıyladur. Mişkât ya‘nî beden dahi münevver olur.
Beyt-i ‘Arabî: “Fe’l-cismü mişkâtun ve fîhi zücâcetun
Kad gulikat bi-selâsile minhâcun
Mutevekkidun bi’n-nûri min zeytûnetin
Fâkat bihî behcetuhâ li-kulli sirâc”51
Bu beytün ma‘nîsi budur ki cism mişkâtdur ve anda zücâce vardur.Tahkîka muglak oldı selâsil-i minhâc ile veyâ yanıcıdur nûr ile zeytûneden. Fâik (121b) oldı, cemî‘-i çerâglarun üzerine behcet bıragdı. Pes her vakt ki rûh gönülde karâr ide gönül zinde olur. Çünki zeytûn yagı âhir ola, nûr-ı misbâh dahi âhir olur. Her vakt ki rûh müfârakat ide, ‘âlem-i ervâha yetişe, sırr-ı müfârakat ider ‘âlem-i esrârda.
Beyt: Her ki û zîn dâm ki çün bend suver-i be-şiked
Der fezâ-yı ‘âlem-i ma‘nâ be-asl-ı hod resed
Bu beytün ma‘nîsi budur ki her kimse ki bend-i sûretin ya‘nî ten kaydını bu beden kafesinden uşada gidere, zulümât-ı vücûddan halâs bula. Ma‘nî ‘âleminün yazısında aslına yetişür. “yekâdu zeytuhâ yuzî’u velev lem temseshunârun nûrun ‘alâ nûrin”52 ol fitile nûrdur, od degüldür ve od tohunmadın şu‘le virür ve Hazret-i Hakk Te‘âlâ benî Âdem’de bir nûr koymuşdur ki ol çerâgdur ve bir dahi kendünün zât-i pâk-i mukaddesi nûrından irişür, iki nûr birbirine karışur. Her netse ki görinür, meselâ göz nûrıyla güneş nûrı yâ çerâg nûrı (122a) kimi ikisi bir yerde olsa her neste görinür ve misbâh nûrdur, nâr degüldür. Pes çünki Hakk Te‘âlâ zât-ı insânda bir nûr-ı ta‘biyye itdi ki ol nûr-ı misbâhdur ve bir nûr dahi kendünün zât-ı pâk-i mukaddesinün feyzinden virdi ve bu iki nûrun ittisâlinden tâ ki eşyâ idrâk olına ve “nûrun ‘alâ nûrin”53 ondan ‘ibâretdür, çünki zulmânî hicâbı götürüle. Nûr-ı mutlak bakî kala ki ol misbâhdur, ammâ Hakk Te‘âlâ’nun zât-ı mukaddesî nûrı bu nûra ki nûr-ı misbâhdur, muttasıl olsa bu iki nûrun ittisâlinden idrâk-i ma‘rifet’ullah hâsıl olur. “ve yehdi’llâhu linûrihî men yeşâ’ ”54 bu ma‘nîden ‘ibaretdür, ol hidâyetdür, ‘ilm-i ma‘rifetu’llâhdur.
Beyt: Âfitâb-ı hüsn ez çün sâye ber cân efkened
Maşrık-ı dil-râ ber-âyed sad hezârân âfitâb
Perde-i zulmet derîd u nûr şod der nûr gark
Tâ derî nûrun ‘alâ nûrin küşâd ez cümle bâb
Bu beytlerün ma‘nîsi budur ki ma‘şûkanun hüsni güneşi çünki cân üzerine (118b) sâye bırahdı, gönül maşrıkına yüz min güneş geldi ve zulmet perdesin yırtdı. Nûr, nûr içinde gark oldı. Tâ ki her kapudan “nûrun ‘alâ nûrun” kapusın açdı. Fâ’ide: Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu “ellezîne yestemi’ûne’l-kavle ve yettebi’ûne ahsenehû”55 âyetinde buyurdı ki: Her vakt ki gönül kulagı işidici ola “ve te’iyehâ üzünün va‘iya”56 ve şöyle ki Kur’ân-ı Hakk’ı istima‘ ile işide ve ahsenine mutâba‘at ide. Şöyle ki Hakk Te‘âlâ’nun ol emrine ragbet ide, ihlâs ile telakkî göstere, şöyle ki gönül istima‘ ide, semâda ola ve eger nefs kulagıyla işidüp istima‘ ide, hatâda olur. Vaktâ ki sâlik gönül kulagıyla işide, dahi ahsenine mutâba‘at ide ve anun misâli şöyle ola ki; meselâ bir şâhinün başından tumagasın alalar ve dahi saydın göstereler. Şöyle ki ol kuşun gözinden hicâb gitse ol saydın ardınca pervâze ider ve ıztırâba düşer tâ ol saydı bulmayınca (119a) sükûn u karâr itmez ve ehl-i vecdün hâli ana benzer. Meselâ ehl-i
vecd kavvâlden bir kavl işidse ki ol kendünün makâm ü menzili olsa ıztırâba düşer. Şöyle ki matlûbına ve maksûdına irişmeyince ârâm u karâr itmez.
Beyt: Cây-ı ârâm u karâr sâ‘id-i sultân ne konend
Âşıkânî ki der-în evc-i taleb şehbâzend
Bu beytün ma‘nîsi budur ki sultân bile kendin özge ârâm u karâr idecek yerleri yohdur. Şol ‘âşıklarun ki taleb-i evcinde şeh-bâzlardur. Maksûd oldur ki şol ‘âşıklar ki anlara cihet-i rûhâniyyet gâlib olmışdur. Anlarun biri Hazret-i Hakk Te‘âlâ’nun yed-i kudretindedür ya‘nî matlûba vâsıl olmakdan kifâyetdür, ammâ şunlar ki kavâldan sözi nefs ile ve hevâyî ile işidürler, durup ortaya gelürler ve raks-ı nefsânî ve şehevânî iderler, onlara ol semâ‘ haramdır.
Beyt: Üns-i dil yâftegân-ı harem-i halvet-i dost
Bâ çunîn mezbele-i cîfe kucâ perdâzend
Bu beytün ma‘nîsi budur (119b) ki dostun halvet-i haremi ile gönli ülfet dutmuş kimsenün munun kimi murdâr mezbelede haçan karâr ider ya‘nî bu beden küdûratında ve vücûd zulümâtında haçan sükûn ider. Ondan sonra Hazret-i Şeyh Safî kuddise sırrahu buyurdı ki: Semâ‘ üç kısımdur birisi tevâcüddür, birisi vecddür, birisi hâletdür. Makâm-ı tevâcüd oldur ki meselâ sözi işidicek şol bir hasta kimi ki titremek gâlib olmışdur, ammâ ihtiyârı vardur, ‘aklı gitmez. Ol kimse egerçi gönli ile işidür lîkin temâm sıhhat bulmaz za‘îfdür. Ammâ semâ‘-i ehl-i vecd ihtiyârî degüldür. Şol degirmen çarhı kimi ki hareketi ve devrânı kendü ihtiyârı ile degüldür ve ne kadar ki çarhunun suyı ziyâde ola ve kuvvetli ola anun hareketi dâhi ziyâde olur ve ol birisi ki hâletdür, ol dahi semâ‘dur ve semâ‘ ehli vücûddur ki kendü hâleti ana gâlib olmışdur. Dilerse kendü katına ve hâletine varur ve semâ‘ (120a) eyler ve dilerse itmez ve evvelki kendü vaktine vardur. Meslûbü’l-ihtiyâr degüldür. Dilerse hareket eyler, dilerse itmez.
Beyt: Çün dil ender mesned-i temkîn nişest
Şeh-sıfat şod ihtiyâreş zîr-i dest
Bu beytün ma‘nîsi budur ki çünki gönül kudret mesnedinde oturdı. Şâh kimi ihtiyârı taht-ı bedende oldı. Fâ’ide: Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu “yâ eyyühe’llezîne âmenuittekullâhe ve’btegû ileyhi’l-vesîlete ve câhidû fî sebîlihî le’allekum tuflihûn”57 âyetinde buyurdı ki: Mertebe-i ‘avâm-ı mü’minîn zikr olınmışdur ki “yâ eyyühe’l-lezîne âmenu’t-teku’l-lâhe”58 ya‘nî imândan sonra takvâyı emr olmag ‘avâm-ı mü’minler hakkındadur ve hem bu âyetinde mertebe-i hâs dahi mezkûrdur ki “ve câhidû fî sebîlihî”59 ya‘nî cehd itmek Hakk tarîkını yerine getürmekdür ki Hazret-i Risâlet-penâh’a ve e’imme-i ma‘sûmîne salevâtu’l-lâhi ‘aleyhim ecma’în et-tayyibîne et-tâhirîne bir vech ile mütâba‘at itmekdür (116 b) ki kıl mikdârı evâmîr ve nevâhîden neste fevât olmaya ve bi-kadrü’l vüs‘ nefsün muhâlefetine sa‘y ide ve hem bu âyetde mertebe ahassü’l-havâs dahi mezkûrdur ki “vebtegû ileyhi’l-vesîlet”60 ki vesîle Hazret-i ‘İzzet’e yüz suyıdur ki sâlik Hazret-i ‘İzzet’e tekarrüb bulmış ola ve ma‘rifet hâsıl itmiş ola, yüz suyı ele getürmiş olur.
Beyt: Ender în Hazret kesî râ âb-ı rûst
K’û be-çeşm-i rûşen-i hod âb-ı cûst
Bu beytün ma‘nîsi budur ki: Ol Hazret’de şol kimse yüz suyı hâsıl ider ki; rûşen göziyle ya‘nî basîret ile yüz suyı isteye ve ne kadar ki sâlik ma‘rifetullah ziyâde hâsıl ider, tekarrüb dahi ziyâde olur ve ne kadar ki tekarrüb ziyâde olur, yüz suyı dahi ziyâde olur. Şol delîl ile ki du‘â vü tazarru‘ vaktinde Hazret-i ‘İzzet’de anlarun yüz suyı şefî‘ olur mücrimlere şundan ötrü ki; Hazret’de anlarun ziyâde tekarrübi vardur. Fâ’ide: Hazret-i Şeyh (117 a) Safîyyü’d-dîn kaddesallahu sırrahu “innemâ yahşallahe min ‘ibâdihi’l-‘ulemâ’u”61 âyetinde buyurdı ki: Hazret-i Hakk Te‘âlâ’dan korhmak anun emrin yerine getürmekde dahi ziyâde olur ve ol korhmakdan emrini yerine getüren kimse olmaz illâ ‘âlim billâh62 olur. Pes ma‘lûm oldı ki ‘ulemâdan murâd, şol cebre vü kahra ‘âlimler imiş ki nefs-i emâreyi cebr ü kahr vazîfesin ve Hakk Te‘âlâ’dan korhmak ve emrin yerine getürmek ve vazîfesini yerine getirüp ri‘âyet idenler imiş ve dahi bilgil kim Hazret-i Hakk’dan korhan şol ‘ulemâ-yı cebriyye degül kim nefy-i kudret ihtiyâr iderler dahi hareket-i ‘abd ü hareket-i cemâdât kılurlar ve şol ‘âlimler dahi degül ki riyâset-i dünyevîye meşgûl olup giriftâr kalmışlardur. Nitekim zemânumız ‘ulemâsın müşâhede iderevüz, görürevüz şol ferâset üzerine ki, lafzullahu merfu‘ ohurlar dahi ‘ulemâ-yı mensûb ohurlar ya‘nî “innemâ yahşa’llahe min (117b) ‘ibâdihi’l-‘ulemâ’u”63dirler. Asl-ı ma‘nî ol vakt bu olur ki; Hazret-i ‘İzzet’den çünki havfları ziyâde olur. Tekarrüb hâsıl itmiş olurlar. Yüz suyını ele getürmiş olurlar. Ol vaktîn Hazret-i Hakk Te‘âlâ’nun rızâsı ol ‘âlimler ile olur ve cemi‘-i vücûh ile anlara muvâfakat olur.
Beyt: Çün be-fermân nîstî z’ân nîst fermânet revâ
Ger to fermân-ber şevî fermân-ı Hakk fermân-ı tust
Ma‘nî-i beyt-i manzûme: Ger mutî‘ olmazsan ana hâcetün olmaz revâ, lîk emrine mutî‘ olsan bulursun i‘tibâr. Bu beytlerün ma‘nîsi budur ki; çünki emrine itâ‘atün yohdur andan ötürü ve hâcetün revâ olmaz. Eger sen emre mutî‘ olsan Allâh’un rızâsı senünle olur.
Beyt: Hoş bûd ‘âşık ki ma‘şûkeş be-fermân bâşedeş
Hoş bûd cânı ki hem-sâzi zî-cânân bâşedeş
Hoşdur ol ‘âşık ki ma‘şûkı ola fermân ana. Hoşdur (118a) ol cân kim musâhib ola hem cânân ana. Bu beytlerün ma‘nîsi budur ki; hoşdur ol ‘âşıkun hâli ki ma‘şûk anun hâline imtisâl ide ve hoşdur ol cân kim anun hem-sâzı cânân ola. Fâ’ide: Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu “ve men yehruc min beytihî muhâciran ila’llâhi ve Resûlihi summe yudrikuhu’l-mevtü fekad veka’aecrehu ‘ala’llâhi”64 âyetinde buyurdı ki: Sâlik çün kademini taleb yolunda koydı. Ol sâlik hem hâcı olur ve hem gâzi olur ve hem şehîd olur. Evvelâ hâcı olur. Anun içün ki kademini Ka‘be-i hakîkî yolunda koydı kim ol dîdârdur ve müşâhededür.
Beyt: Hoşest în ser-bâzî der în râh
Ki rû bâ-kıble-i rûy-ı tû bâşed
Bu beytün ma‘nîsi budur ki: Hoşdur menim bu yolda cân u dil oynatdugum ki, yüzüm senün Ka‘be-i yüzüne karşu ola. İkinci gâzi olur ki kendü nefsine gazâ ider. Hazret-i Hakk Te‘âlâ yolında ana muhâlefet ider. Üçüncü şehîd olur ki dostun (114 b) likâsı ârzûsında olur ve hem derece-i a‘lâya yeter ve her kim dostun likâsı ‘aşkında öle şehîd olmış olur ki “Men mâte mine’l-‘ışki fe-kad mâte şehîden”65
Beyt: Hayât-ı tâze yâbed bâ şehâdet
Ki kurbân ber ser-i kûy-ı to bâşed
Bu beytün ma‘nîsi budur ki, dost meclisinde her kim ki kurbân ola, ol ârzûda şehîd olup yeni cân bulur. Her sâlik ki bu yolda sülûk ide matlûbına ve maksûdına yetişür ve Hazret-i Hakk Te‘âlâ ol sâliki nihâyet âmâline yetişdürir. Çünki kademini savb-ı savâbdan ve tarîka-i tarîkatden münharif kılmasa, ya‘nî döndürmese andan sonra vâki‘ ola onun ecri Hakk Te‘âlâ’ya ki “fekad vaka’a ecrühü alallahi”66 Fâ’ide: Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu “Fanzur ilâ âsâ´ri rahmetillâhi keyfe yuhyilarza ba’de mevtihâ”67 âyetinde buyurdı ki: Şöyle ki zâhirde bu yer ölmişdür ve donmışdur. Yaz yagmurı suyıyla ve hevâsı ile hayât bulur ve enva‘-ı reyâhîn ü enhâr (115a) ve nebâtât ü eşcâr yer yüzinde zâhir olur. Gönül dahi eyledür. Nefs-i emmârenün kışı hevâsıyla ölmiş ve donmışdur. Çünki tâlib-i zikre meşgûl ola, ol zikrden tâlib-i âsâr-ı üns-i mahabbet -i İlâhî hâsıl olur ve ol nefsânî zemherirleri bâtından def‘ olur, gönül yeri yumuşak olur ve kâbil-i ‘imâret olur. ki “summe telînu culuduhum ve kulubuhum ilâ zikrillahi”68 ve ondan sonra tâlibün gönli yeri havâs-ı kelime-i tevhîdden rahmet yagmurınun hevâsı âsârından hayât bulur ve neşv ü nemâ kuvvetin tapar. Tâ ki envâ‘-i reyâhîn-i ma‘rifet-i dost gönül yerinde biter ve ucalur ba‘zı kütübde mestûrdur. Hazret-i Hakk Te‘âlâ buyurur ki:“‘Abdi cenneti bûstânuke ve kalbike bûstânî”69 Ya‘nî: Ey menüm bendem! Menüm cennetüm senün seyrângâhundur ve senün gönlün menüm seyrangâhumdur. Fâ’ide: Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu “efemen şerehallâhu sadrehu li’lislâm”70 âyetinde buyurdı : Murâd sadrdan, gönüldür. (115b) Her vakt ki kalbünün inşirâhı hâsıl ola ve tasfiyesi ola. Allahu Te‘âlâ’nün nûrı ire. Ol gönülde karâr ider. İnşirâh mikdârınca gönül, mahall-i nûrullah ü ma‘rifetullah olur. İnşirâh ziyâde oldukça nûr-ı ma‘rifet dahi ziyâde olur. Fâ’ide: Hazret-i Şeyh Safîyyü’d-dîn kuddise sırrahu “felemmâ cenne aleyhi’lleylü rea kevkeben kâle hâzâ rabbi”71 âyetinde buyurdı ki: Hazret-i Hakk Te‘âlâ İbrâhîm Peygamber’e ‘aleyhi’s-selâm evvel mükevvenâtı ve arz u semâvâtı gösterdi. İbrâhîm çünki bunları gördi andan yakîn buldı ve mûkîninden oldı “ve kezâlike nuri İbrâhîme melekûte’ssemavâti ve’l-arzı ve liyekûne mine’lmûkınîn”72. Ve kevâkib neyyirini ve ecrâm ‘uluvvîni ve süflîni zâhirîni mecmû‘îni gördi. Sâhib-i yakîn oldı. Pes ol yulduz ü ay ü güneş ki İbrâhîm’e bâtında münkeşif oldı. Şöyle ki Hazret-i Hakk Te‘âlâ buyurır: “Felemmâ cenne aleyhi’lleylu rea kevkeben.” 73 Çün evvelâ İbrâhîm kevkebi gördi. ‘Âlem-i bâtında (116a) eyitdi ki: Bu menüm rabbümdür. Çünki ol yulduz dolandı, nefy-i ulûhiyyet itdi. Ol kevkebden ki “lâ uhubilâfilîn”74 çünki İbrâhîm ol hâlden terakkî buldı. Ayı gördi eyitdi: Budur menüm rabbüm. Vaktâ ki ol dahi dolandı. Andan dahi nefy-i ulûhiyyet itdi ki: “Lein lem yehdinî rabbi le ekûnenne mine’lkavmi’z-zâllîn”75 Çünki ol hâlden dahi terakkî itdi. Güneşi gördi ve ol güneş sâfîrak idi ve nurlu idi, eyitdi: Budur menüm rabbüm ki, bu ekberdür. Çün ol dahi dolandı. Andan dahi nefy-i ‘uluhiyyet itdi ve a‘râz-ı küllî gösterdi. Ol vakt tamâm teveccühin Hazret-i ‘İzzet’e kıldı ve eyitdi ki: “inni veccehtü vechiye li’llezî fetarani iclâli vechike yâ mevlâî yemne‘unî men ensube sûreteke bi’ş-şemsi ve’l-kameri”76
Beyt: Yüzün letâfeti koymaz mı ki benzedeyüm
K
Not: 36. SAYI - Kis 2005
|