| ERDEBIL DERGAHI'NIN ANADOLU ALEVİLIGİNDEKİ YERİ.. |
|
|
|
| Cumartesi, 03 Kasım 2007 09:07 | |||
|
Prof.Dr Filiz KILIÇ-Tuncay BÜLBÜL Erdebil Dergâhı tarihsel süreçte kendine has bir tarikat söylem ve disiplini oluşturmuş bir kurumdur. Bu tarikat söyleminin pratiklerini ve dinsel uygulamalarını içeren Sâfî buyrukları kendisini “Erdebilli” olarak ifade eden Anadolu Alevîlerinin en önemli başucu kitabı konumdadır.Bu yazıda Erdebil Dergâhı’nın Anadolu Alevîleri üzerindeki yeri üzerinde ana hatlarıyla durulmaya çalışılmış ve bu dergâhta uygulanan bazı dinsel pratikleri içeren bir risalenin çeviriyazı ile metni verilmiştir.
GİRİŞ Erdebil Dergâhı’nın tarihteki etkinliğinin ana nesnesi coğrafya olarak yoğunluklu şekilde küçük Asya’da, Anadolu’da bulunan konar-göçer Türkmen toplulukları olmuştur (Sümer, 1999: 7). Düşünsel ve inançsal tekâmülünü 14. yüzyıldan başlayarak 15. yüzyılda tamamlayan ve kuruculuğunu Şeyh Sâfî’nin yaptığı Erdebil Dergahı’nın felsefî künyesinin ana temaları Türk kültürü, İslam tarihi ve Ehl-i Beyt özdeşliği, İslam tasavvufu, Horasan tarihi ve On iki İmam inancıdır. Dergâhın düşünsel evrimini, “dip dede” Şeyh Sâfî’den Şah İsmail’e kadar olan dönem, Şah İsmail’den Şah Abbas’a kadar olan dönem ve Şah Abbas sonrası yaşanan kültürel ve inançsal dönüşüm olmak üzere kritik etmek gerekir. Erdebil Dergâhı’nın karizmatik-tarihî temsilcisi Şah İsmail’dir. Şah İsmail bir inanç önderliğinden devlet adamlığına uzanan yaşamı içerisinde siyasi ve inançsal önder kimliği iç içe olmuş bir isimdir. Şah İsmail, Hatâyî mahlasını kullanarak o dönemin Türkçesiyle yazdığı inanç temalı coşkulu şiirleriyle tarihe geçmiştir (Sümer, 1992: 33; Yörükan, 1998: 25; Arslanoğlu, 1992: 3-30; Öz, 2004). İnançsal ve siyasal aidiyetin paralel geliştiği Erdebil-Safevî hareketi özellikle 15. yüzyılda Anadolu Alevî Türkmenlerinin düşünce evrenlerinin temel öznesi olmuştur. Anadolu’nun farklı birçok yöresindeki “Erdebil halifeleri”nin yerelleşme ve temellenme gösterdiği gelenek, zamanla konar-göçerlerin mitsel, kültsel, ritüelik, tapınma, pratik ve uygulamalarının ana ilham kaynağı olmuştur. Anadolu’nun Türkleşme sürecinin temel unsurlarından olan Horasan erenleri ve bu erenlerin etrafında gelişen Alevî inanç-dede ocakları özellikle 15. yüzyılla beraber inanç kimliklerinin merkezi olarak Erdebil Dergâhı’nı kabul edeceklerdir (Yörükan, 1998: 453). Yüzyıllar boyunca Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde yerleşik Alevî topluluklarının cem ayinlerinde Şah Hatâyî’nin nefes ve deyişleri, zamanla halk ürünü haline gelmiş, anonimleşmiş (Öz, 2004:147-317-341), genellikle Şeyh Sâfî’ye izafe edilen Safevî-Erdebil buyrukları ile belirginleşen “Erdebil mitosu”, yüzyıllar içerisinde Alevî inanç-dede varlığını korumuştur (Koçak, 2004:63; Taşğın, 2005: 441). Tarihte ve günümüzde çoğu ocak, ocak içi ritüelik ve seramonik karakterini, “Erdebil sofiyan süreği” tanımlamasıyla Erdebil’e bağlamaktadır. Çubuk, Şabanözü ve Gerede yörelerinde etkinliğe sahip Seyyid Hacı Ali Turabî Ocağı; Malatya, Gaziantep ve Çorum merkezli Dede Kargın Ocağı; Sivas merkezli Seyyid Garip Musa Sultan Ocağı; Karadeniz Bölgesi’nde yoğunluk gösteren Güvenç Abdal Ocağı gibi ocakların mensupları olan dedelerle yapılan görüşmelerde ocak, söylem ve ritüel geleneklerinin temelinde Erdebil sofiyan süreğinin bulunduğu belirtilmiştir. Anadolu Alevî inanç-dede ocakları içerisinde ocak künyelerini “Erdebil”, “Erdebilli”, “Erdebilliler” gibi ifadelerle tanımlayan ocaklar da bulunmaktadır (Kökel, 2004: 79). Afyonkarahisar, Kütahya ve Eskişehir yörelerinde etkinlik sahasına sahip Hamza Şeyh Ocağı ve Bulgaristan Niğbolu merkezli olup Eskişehir, Kütahya ve Trakya yörelerinde mensupları yaşayan Ali Koç Baba Ocağı Erdebil Dergâhı’nın devamı olduklarını vurgulayan ocaklardır (Kökel, 2006: 159). Eskişehir, Kütahya ve Afyonkarahisar yörelerinde yaptığımız saha çalışmalarında her iki ocak mensuplarının da ocaklı dede ve talip olarak kendilerini “Erdebilli” şeklinde tanımladıkları gözlemlenmiştir. Ayrıca bu yörelerde yerleşik farklı ocaklara mensup Alevî-Bektaşi topluluklar da bu iki ocak mensuplarını “Erdebilliler” olarak tanımlamaktadırlar. Her iki ocak üzerine yapılan çalışmalarla iki grubun da cem ayinlerinde gerçekleştirdikleri seramoniler başta olmak üzere tüm inançsal pratiklerinin değerlendirilmesi yapılmıştır. Aşağıda çeviriyazısını verdiğimiz metinle iki ocağın günümüzde devam ettirdiği söylem kültürü ve ritüel evreni kimi açıklamalarla örtüştüğü, kimi açıklamalarla da ayrıştığı dikkati çekmektedir. Hamza Şeyh Ocağı dedelerinden Mehmet Akgül Dede’den Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi’ne intikal eden metin 18 varaktan oluşmaktadır. Rik’a hatla kaleme alınan eser müstensihin ağız özelliklerini de bünyesinde barındırmaktadır. Bunun yanında, metindeki kelimelerin yazımında da bazı aksaklık ve tutarsızlıklar gözlenmiş, müstensih kelimeleri, orijinal şekilleriyle değil de kendi telaffuz ettiği gibi yazmayı tercih etmiştir. Bu sebeple eserde klasik Osmanlı Türkçesi gramerine göre oldukça fazla imla hatasına rastlanmaktadır. Kelimelerin imlalarındaki aksaklık ve tutarsızlıkları şu şekilde sıralamak mümkündür: 1b’de āl-i resul ifadesindeki āl kelimesi ‘āl şeklinde “ayın” harfiyle; 2a’da ‘ārif kelimesi ‘ārîf şeklinde; 2a’da İmam Rıza ismi müstensihin ağız özelliklerine uygun olarak İmam Irza şeklinde; 2b’de ekmegi kelimesi ekitmegi şeklinde; 3a’da kadar kelimesi kadir şeklinde; 4a’da çıkdık kelimesindeki birinci çoğul şahıs eki “kef” harfiyle; 6a’da sagır kelimesi “sad, gayın ve rı” harfleriyle yazılırken bir sonraki cümlede sagir şeklinde “sad, elif, gayın, ye ve rı” harfleriyle; 15a’da ‘abidlerden kelimesi ‘abitlerden şeklinde yazılmıştır. Metinde Çağatay Türkçesi’nin dil özelliklerini hatırlatan kullanımlar mevcuttur. Müstensih “Allah” kelimesine getirdiği ilgi ekini nıñi yükleme hali ekini de menakıbını, bizni (17b) kelimelerinde olduğu gibi -nı, -ni şekliyle yazmıştır: 16b’de Enbiyanıñ yolı Allahnıñ yolıdır. Allahnıñ yolı bir keskin kılıçdır. Diğer taraftan, kuvvetlendirme ve ihtimal ekinin imlasında da klâsik Osmanlı Türkçesi gramerinden farklı bir yol izlenmiş, Osmanlı Türkçesinde –dur, -dür şekilleriyle yazılan bu ek çeviriyazısı verilen metinde –dır, -dir şekilleriyle karşımıza çıkmaktadır. Müstensih bu eki yazarken “dal, ye ve rı” harflerini açık bir şekilde kullanmıştır. Metnin çeviriyazısının hazırlanması sırasında metin tamiri yapılmış, metinde olmayan, fakat anlam itibariyle metinde olması gereken bazı ekler ve ifadeler parantez içerisinde metne eklenmiştir. Metindeki konular arasındaki geçişlerin doğru anlaşılabilmesi için metin “paragraflara” ayrılmıştır. Okunuşundan emin olunamayan kelimelerin yanına “?” işareti koyulmuştur. Nüsha Özellikleri: Son: ya Ali üstad-ı nefs-i tarikat-i iman izni halife erkan-ı meşayih 18 yk. 170x120 (110x70) mm. 9 satır. Ciltsiz. Tarihsiz. Rik’a hat. Yazmanın dışında veya içindeki sayfalarında herhangi bir kayıt veya mühür yoktur. Eseri oluşturan kâğıtlar pamuk iplikle dikilerek bir araya getirilmiştir.
METNİN ÇEVİRİYAZISI Horasan pirlerinden şöyledür ki Şeyh Safi hazretleriniñ asıl adı Safiyüddin idi. Safi Şehr-i (Erde)bil-i nakidir. Babası tarafından seyyiddir. Hatemi idi. Anası tarafından al-i resuldır. Mesken-i safi-i şerif canibinden Kabe-i şerif tarafından1 adlı bir vilayetdendir. Hazret-i Ademiñ çift koşup ekin ekdügi yirdir. Şeyhiñ babası Emrü’ddin Cebra’ildir. Anası adı Rabi’adır. Şeyh baba belinden [2a] ana rahmine veliyu’llah sıfatından ve ana rahminden dünya yüzine arif-i bi’llah geldi. Vakta kim altı yaşında tokuz aylık oldı. Hirvandan sefer idüp şehr-i Horasana geldi. Hazret-i İmam Irza türbesini tavaf eyledi. Üç ay andan mücavir oldı. Andan sefer idüp Gilanda Seyyid Şerif Şeyh Zahid-i Gilaniye hizmete gelüp gördi kim bir aziz veliyu’llah kişi bostan çapalar imiş. Hazıra gelüp selam virüp Şeyh Zahid-i Gilani [2b] hazretleri Safiniñ velayetine ve kerametine ziyade ta’z+im ve tekrim idüp ayagına durup selamın aldı. Evvel ta’am andan kelam diyüp Şeyh Safiye bir tuzsuz arpa ekmegi bir taş çanak ile aş getürüp bardak ile su getürdi. Bi’smi’llah diyüp *****ara lokmasına fal idelim didikde Şeyh dahi bi’smi’llah diyüp baba çorbasını içüp elhamdüli’llah didi. Şeyh İbrahim Zahid-i Gilani hazretlerini esirgeyüp velayet kuvvetiyle ya Hazret-i [3a] Şeyh bu kadar zahmet(e) niçün düşersin. Bostanda olan otlara Allah emriyle taşra çıkup gitsün didi. Şeyh İbrahim Gilani dahi eyitdi: Bizim ol kadar kudretimiz yokdur kim biz otlara emr idüp taşra çıkup atmaya didi. Şeyh Safi yine Şeyh İbrahim Gilaniye tekellüf eyledi. Şeyh dahi Allahnıñ emriyle velayet kuvvetiyle ve keramet nefesiyle didi kim: Ey otlar taşra çıkun didi. Heman-dem bostanda olan otlar Allah emriyle Şeyh İbrahim Gilani nefesiyle [3b] çıkup gitdiler. Gelüñ didi geldiler. Çıkuñ didi çıkdılar. Andan soñra Şeyh İbrahim Şeyh Safiye ogul Safi seniñ mübarek nefesiñ ile çıkup Allah emriyle ben otlara ikrahla yerlerinden çıkarup güç itdik. Derviş olan tek yutdugına(?) güç itmek düşmez. İmdi sen bizim mübarek nefesimiz haklayup buyur otlara yirine gelsün. Bunun gibi keramet nefesin bulup Rabbisin bilmek ve bu yoldan azmaz yola getürmek evladır. Şeyh Safi İbrahim Gilaniden [4a] bu haberi işidüp ya otlar gelüñ yerlü yiriñize didi. Akıllar(?) kamu otlar dile gelüp ya Safi biz seniñ cevabıñla çıkmadık. Seniñ cevabıñla gürüriz yirimize varavız. Şeyh İbrahim cevabla çıkdık yine anıñ cevabla varırız. Şeyh Zahid-i Gilani eyitdi: Ya otlar yine Allah emriyle yerlü yiriñüze varıñ bostanda karar idüñ. Andan soñra Zahid-i Gilani eyitdi: Ya ogul Safi dirüyi öldürmek asandır. Velakin ölüyi [4b] diri kılmak müşkildir didi. Pes ol dem Şeyh İbrahim Gilani bir mürşid-i kamil olsa varsa hayli aziz veliyullahdır. Şeyh Safi hazretleri Şeyh Zahid-i Gilani hazretine kırk yıl hizmet eyledi. Harem-i hasına girdiği günden evine hizmet iderdir. Gicelerde digirmen çekerdi. Kırk yıldan soñra Şeyh İbrahim Zahid dünyadan ahiretine intikal eyledi. Şeyh Safi hazretlerine halife nasib eyledi. Şeyh İbrahim Zahid-i Gilaninin iki oglı var idi. Birinin adı Şeyh Safi [5a] birinin adı ‘Ali idi. Şeyh Safi kıble tarafından şembe babalarından sonra gelsün tarik-i Safi geldi. Şeyh Safiden Sadreddin geldi. Andan Şeyh Hoca ‘Aliye geldi ve Hoca ‘Aliden Şeyh İbrahime geldi ve İbrahimden Cüneyde geldi. Cüneydden Haydara geldi Haydardan sonra gelen padişah oldı. Ve dahi şeri’at kapusında sendeki senin bendeki benimdir. Tarikatde sendeki benimdir benimki senindir. Ma’rifetde seninki ve benimki mürşidin ve hakikatde benimki ve seninki dahi mürşid-i kamilindir [5b] ve dahi Hak Te’ala hazretlerinindir. Amma bu cevabın ma’nası budur kim şeri’at ‘ilminde senin helalin benim kız kardaşımdır. Ve ma’rifet ‘ilminde senin helalin dahi benim helalim mürşid-i kamilin kızıdır. Ve hakikat ‘ilminde benim helalim senin helalin mürşid-i kamilin helalidir ve hem de Hak Te’alanın hürüleridir. Andan sonra niyaz, tercüman ve kurban yimek üç kimseye haramdır. Birinci mürebbisi olmaya ikinci musahib olmaya üçünci mücerred olup da anası ve kız karındaşı olmayınca anı cem’-i erkana getürmek ve tercüman kurbanı yidirmek haramdır ve erkan degildir. Niyaz gönül lokmasıdır. Evvel mürşidindir. Tercüman dil lokmasıdır. Ol da halifenin pirinindir sufilerindir. Ve bir kimse iki musahib birbirlerinin müslimi kazanc-ı muhabbet itse iki başdan rıza’il(lah) olsa [8a] mürebbisi ve musahib rızasıyla hiç birbirlerinde ikilik olmasa erkandır. Eger birinden ikilik olursa erkan degildir. Sufiler rehberinin ve mürşidinin ‘avratıdır. Mürşidinden ve rehberinden yedi adım rızasız gitse boşar olur. Anın nikahın tecdid itmeyince kabul itmek yezidlikdir. Bir sufinin ‘avratı bir münafıka ve yahud bir yezide görünse ol hatunun nikahını tecdid etmeyince tasarruf itmek haramdır. Bir mü’minin müslimi bir yezidle muhabbet iderse anı öldürmekden gayrisi erkan degildir. [8b] Bir mü’minin müslimi bir sufiye erkan gösterse la’net dimekden gayrısı erkan degildir. Dahi dört kapunın kırk makamın on yedi erkanın kapusı budır. Ve müslim üçdir. Biri mürşiddir. Biri muhabbetdir ve biri yedilerin erkan sahibidir. Bundan bir günahıyla tutsak olsa mürşidi ve piri ve rehberi ve mürebbisi ile yedügini kabul etmemek mundardır. Mürşid kendisi dahi olur. Ve dahi erkanda tarik çalmak yedidir. Birinci elifdir ikinci üçüncisi zi’dir yedidir. Dördüncisi beşincisi bi’dir on ikidir ba’iddir kırklardır. Altıncı yedincisi yetmiş yedidir. Birincisi kendi rızasıyla [9b] gelene bir tarik çalınur. İkinci kendi iradetiyle gelene üç tarik çalınur. Üçünci gözetici getürene beş tarik çalınur. Serikligine(?) müslim mü’min kardaşlarının gönli muradına diyüp gülbeng ideler. Andan sonra niyaz idüp mürşide yer gösterüp ‘irfanca muhabbet iderler. Bir fasl evliyanın menakıbı okunup üstadın ve Şah √atayinin divanı okunup ehl-i cem’in müşkilleri hal olup ve biri dahi saz ve söz fasl olup ‘aşıklarının divanı okunup muhabbetin musahibin ve biri ehl-i Hakkın muradları virilüp oturan duran destur-ı şah [10a] didikde her kardaş rızasıyla tekkesine gide. Ve dahi bir kardaşın şeri’ati kamil olup da ehl-i tarik olmak dilese evvel kapucıya bilüşüp ve tarikciye bilüşüp pire götürüp ahvalin ‘arz idüp ve pir dahi dir: Bu meydan Hak meydanıdır. Buna girenin başı top canı kurbandır. Ve dahi nasihat ider: Eger İsma’il gibi canımı kurban ve Mansur gibi zatım darda ve Nesimi gibi postum arkamda, Fazli gibi hançer göbegimde. Her giren bu dergahdan dönmem yokdur dirse dört kapunın mihrabına secde idüp [10b] mürşidi kabul idüp elini ve etegini virüp anı kabul ide, talib ide. İbtidadan ber-intifa sufisine terbiye virüp ana dört kapunın kırk makamın on yedi erkanın ‘ilmin öğredüp dört kapunın kıble-gahla budır. Zikr olunur. Şeri’ate secde tarikata secde ma’rifete secde hakikate secde. Evvel şeri’at kapusına secde idüp baş secdeden kaldırmadan üç tarik çalanın cevabını şeri’ate bağışlaya. Andan tarikat kapusına secde idüp üç tarik ura. Anın cevabını tarikat ehline bağışlaya. Andan ma’rifet ehline [11a] secde idüp üç tarik ura. Anın cevabın ma’rifet ehline bagışlaya. Andan sonra hakikate secde idüp anın cevabın hakikate bagışlaya. Üç tarik urup andan sonra mürşidinin sag elin eline alup cism-i sahir gibi virdim. Sana talib oldum. Ve malım ve cümle varım nefsine virdim. El benim etek senin diyüp talib oldı. Mürid üçdir. Biri mürid biri tirid(?) biri kürid(?). Mürid oldur ki malını canını mürşide teslim idüp kendi aradan çıka ve tirid(?) oldur ki malını mürşidine virdirüp ve canını ve başın virmemegi küfr sayar. [11b] Kürid(?) oldur ki malını ve canını virir yoldan dönüp merdud olup yolda asla ‘alakası kalmaya. Andan sonra musahib ceseddir. Mürebbi candır. Mürşid ikrardır. Muhabbet imandır. Rehber dindir. Ya’ni bir sufinin musahibi olmasa cesedi olmaz. Mürebbisi olmasa canı olmaz. Bir canın aşnası olmasa ikrarı olmaz. Bir canın meşrebi olmasa muhabbeti olmaz, imanı olmaz. Bir canın rehberi olmasa dini olmaz. Ve rehber nazarına varmasa İslamı olmaz. Ve dahi bir mü’min veya bir müslim üç rehber nazarına varsa anın [12a] i’tikadı iradeti bozulup erkandan düşer. Bir sufinin üzerine muhabbet varup yolı alıp bir gün iki sa’atdir iki sa’at geçse mürşid nazarına geçüp mürid dilemese Hazret-i Resulün şefa’atinden çıkar. Dört sa’at Hazret-i ‘Alinin meclisinden ve muhabbetinden çıkar. Allah ve Resul Muhammed ‘Ali sürgüni olur. Eger bir gün on iki sa’atdir on iki sa’at geçse dört kapunın kırk makamın on yedi erkanın merdudı olup yeniden müsliman olmak farzdır. Üstadının nefesi budur. Bir yıl kırk sekiz haftadır. [12b] *****’a gecesi ve *****’a güni nazara varup erkandan geçmek farzdır. Eger bir sufinin başından kisbeti ve belinden kemeri, arkasından hırkası ve elinden ‘asası gitse yahud zalim eli geçüp mürüvvet diyüp kisbetine niyaz idüp emanet başına giyüp pirine iletince mürüvvet diyüp bir elinde pak ola. Cemde büyük ve küçük bir olur. Dahi Hak Te’ala on bin ‘alemi ve yetmiş iki millet yaratdı. Hiç bir sureti kabul itmedi. İlla sufi suretini kabul idüp sufi suretine girdi. Zira sufi dimek Tanrı dimek olur. Amma sufi dört kapunın kırk makamın [13a] on yedi erkanın hizmetini anda mevcud ola. Ya’ni sufinin tevhidi mürşidine secde idüp Hak anda hazırdır. Pir dimek Tanrı dimek olur. Sufinin namazı mürşidine tecella virmekdir. Sufinin orucu mürşidine temenna virmekdir. Sufinin zekatı mürşidine varın virmekdir. Sufinin haccı mürşidine gönül canı başı virmekdir. Sufinin kıblesi Ka’besi mürebbisinin ve rehberinin yüzine ve pirinin yüzine bakmakdır. Bir sufi bir sufiyle muhabbet kılsa Hak Te’ala yer meleklerine aya? ve gök meleklerine aya? ve güne ve yire göge gelmen dir. Benim sufilerim [13b] gör dir. Naci kullarımın zevklerini ve safalarını temaşa kılın dir. Ol meleklerine ve hurilerine yerler ve gökler ay ve gün cümlesi secde idüp dir ki: İşbu birbirleri ile hicabsız oturup muhabbet iden kulların kimdir bize bunları bildir didiler. Hak Te’ala dirdi ki: İşbu hicabsız muhabbet iden benim sofu kullarımdır. Sa’ir halk taşa ve toprağa divara secde iderler. Bunlar beni bunda görüp da’im mana secde iderler. Her kim benimle durup oturmak dilese benim sufi kullarım ile tursun otursun. Benimle oturmuş turmuş gibidir. Eger deryalar mürekkeb [14a] olsa ve agaçlar kalem olsa ins ü cinni dahi katib olsa sufilerimin vasfını yazmaga kadir olmazlar. Ve ‘alimler ve ahiret işlerinde ol kadar efdal eşref bir ‘ilm yokdur. Andan sonra bir sufinin ve müslimi bir ecnebiye varmaya şeri’at merkebine bindürüp şehrden taşra komak gerekdir. Tarikatda başdan kisbetin ve elinden ‘asasın alup da ta ayet(i) merdud idüp namazın kılmayup zahirde ol kişi Ka’be ise de ana karşu namaz kılmayalar. Ve eger peygamber ise ana salavat getürir ise de bir cemde oturup turmayalar. Ve dahi bir sufi bir sufiyi yıkup [14b] incidirse yıkdıgı yiri yapınca anı üstad nazarına ve rehber nazarında anı kabul itmeyeler. Eger kabul iderse sufilik kabul itmeye. Bir sufi bir günah işlese ikisi dahi duyar ola. İki hasım duyar olmayınca hiç birinin günahın sormayalar. Eger sordılarsa tekrar dahi soralar. İki gönül bir ola. ‘Ayn-ı cemde düşen muhabbet yalınuz görmeye. Zira kardaşlarının hakkı ve hem şefa’ati vardır. Ve dahi bir sufi günahkar olsa nazara geçse birkaç günahkar kardaş muhabbetin almadan anınla oturmayalar, erkan degildir. Eger sufilikde riya iderse havariclikdir. Birinci eger sufilik şarab ile [15a] olsa anı bekriler kimseye virmezler idi. İkinci ‘avrat kız bir yire birikmeyle olsa cingen hatunlar ve yigitler anı kimseye virmezler idi. Üçünci hırsızlık ile olsa ugrılar anı kimseye virmezler idi. Dördünci eger sufilik secde ve namaz ile olsa şeyh ile zühdiler ve ‘abidlerden ve meratibler anı kimseye virmezler idi. Beşinci eger bir yerde erkek ve dişi cem’ olup oynamagla gülmeg ile esrar yiyüp şarab içmek ile olsa kafirler anı kimseye virmezler idi. Zira sufilik edeb ile haya ile fark ile yakınlık ile i’tikad ile icazetle iradetle hürmetle rıza ile ‘aşk ile muhabbet ile üslub [15b] ile erkan ile sırr ile şazlık ile murakabe ile musahabe ile aşna ile kazanç ile meşreb ile muhabbetle lutf ile kerem ile olur. Huri cefa ile zulm ile sitem ile olmaz. Mürşid-i kamilin ve ehl-i tarikin ma’nisi budır. Sufi oldun pirinin erkanın ve yolın gördükde iradetin artup ilerüye yürüyüp gerüye gitmeye. Ve gençlikde sufi olup pirlikde dönmek dahi mücerred iken sufi olup evlendigi vakit terk itmek yezidlikdir. Eger iki musahib bir cemde olsa ‘irfan görmeden kalmak erkan degildir. Anadan, babadan pirden ‘aşık-ı [16a] mahbubdur. Musahibden, mürşidinden, mürebbiden erkan istemek min ba’dehu erkan degildir. Zira bunlar cümlesi erkandır. Erkandan erkan istemek sarrafa gevheri, üstada san’at satmış gibidir. Zira bunların nefsi başdan başa erkandır. Ve dahi musahibin günahın musahibden, mürşid günahın mürşidinden, aşna günahın aşnadan, talib günahın rehberden istemek erkandır. Bir mürşid hakkı bilüp bir zaman sufilik eylese sonra dönse dört kapudan kırk makamdan on yedi erkandan yüz döndürse canına la’net idüp malına ve başına kıyarlar. [16b] Ve malın dahi yemek helaldir ve erkandır. Eger gerçek kardeşi gördükde ona erkan göstere lazımdır. Zira sahib-i erkan olan simasından ma’lumdır. Pirler ve rehberler yol açmaga korkarlarsa erkan göstermedik diseler ol cevab makbul olmaz. Bunlardan kaçup da sonra erkan görsen nefese getürenlerin keser. Yol kadimdir. Zira evliyanın yolı enbiyanındır. Enbiyanın yolı Allahnın yolıdır. Allahnın yolı bir keskin kılıçdır. Yolın sagındadır eyvallah, yolun solundadır mürevvet, yolun önindedir kerem, yolun ardındadır togrı. Yolı koyup da saga sapanı keser sola sapanı eyvallah keser. Bir sufi bir sufinin [17a] evine varsa evvel eşigine niyaz ide. Andan mü’mine ve müslimeye niyaz ide. Andan ocaga niyaz ide. Oturdıgı döşege niyaz ide. Zira sufi olan mihmanın adamına armagan budır. Andan sonra ev sahibinin mü’mini ve müslimi bugün mürüvvetlü mihmanımsın dir. Ev senin döşek senin mihman Hakkındır. Mihmandan bir şey esirgemek erkan degildir. Ve dahi talib(i) [17b] üç yerde günahkar itmek erkandır. Biri evliyanın menakıbı okunurken, biri Şah Hatayinin divanı ve Seyyid Nesiminin divanı okunurken söyleşirse ve gülüşürse günahkar olur, erkan degildir. Ve dahi şeyh ‘akil ve kamil tahkiki dergahına irişmese anın ikrarı bütün olmaz. Ve dahi Şeyh Safi buyurdı kim: Kaçan bir talib evliyanın yolın ri’ayet itmez ise kıyamet gününde ol talib bizim ile haşr olmaz. Ve bu menakıbnı bizni hayr du’adan gülbeng-i Muhammediden ve fakir-i hakiri yad itmeyeler niyaz ideriz. Cümle ‘ayn-ı cem erenlerine sahih menakıb budır. Erkan ile on iki [18a] tarik çalınur. Beşinci muhabbet-i cemden düşene kırk tarik çalınur. Altıncı zalim eli digüp mal-ı ‘azizi bozulana yetmiş yedi tarik çalınur. Yedinci mürşidinin ve mürebbinin gıybetin idüp erkan içinde toksan tokuz tarik çalınur. Birinci tarikden on ikinci tarike varınca erkan ehli olan sufileri görgisine salup ne getürirse kabul ide. On ikiden toksan tokuza varınca amma tarik halinde zülfikarı boynına koyup mürşide secde zülfikara niyaz idüp [18b] pirinin eline vire. Ayaga kalkınca bir dahi zülfikarı iki eline tuta. Zülfikara niyaz idüp tarikcinin eline vire. Tarikçi dahi zülfikarı eline alup la feta illa ‘Ali la seyfe illa zülfikar nasrun minallahi ve fethun karib ve beşşirü’l-mü’minin ya Muhammed ya ‘Ali üstad-ı nefs-i tarikat-i iman izni halife erkan-ı meşayih
* Prof. Dr., Gazi Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü.
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
|
|||
| Çarşamba, 22 Temmuz 2009 19:52 tarihinde güncellendi |
Giriş Formu
Etiketler





